Herkesin ağzında iki tane söz var saç dökülmesi ile ilgili; birincisi ‘irsî’ kelimesi, ki beni sinir ediyor. İkincisi de androjen sözü değil ama testosteron ya da erkeklik hormonu ifadesi…

İrsî derken herkesin kastı şu; babanın saçı dökükse senin de dökülür kardeşim, uğraşıp durma… Bu tam bir kaderci yaklaşım, teslim olma cümlesi. Babanın saçları döküldüğü için senin saçın da dökülebilir, bu yarım doğru bir ifade. Ancak babanın saçı döküldü diye sen saçsız kalacaksın diye bir şey yok…

Saç ekimi işi yapanlar genelde saç dökülmesinin genetik olduğunu ve ‘ancak saç ekimi yapılarak’ geri döndürülebileceğine inanırlar. Bu nedenle resimde olduğu gibi ifadelerden hoşlanırlar; bu resimde saç dökülmesi %90 genetik nedenlere bağlanıyor. Genetik biraz kader demek; kaçınamazsınız diyorlar. Ancak genetik çoğunlukla kader değildir, çünkü genetik değildir… 

Bugün bir arkadaşım ile bunu tartıştım; şu örneği verdim. O pek beğenmese de sanırım doğruluk payı var… Çok fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldiniz. Yokluk içinde büyüdünüz. İmkanlarınız kısıtlı ve bunu kabullenmiş durumdasınız. Ya da çalıştınız, başardınız ve ailenin fakir gidişatını değiştirecek kadar para kazandınız. Umarım helal yoldan kazanmışsınızdır, alın teri ile araklamayla değil… Hem çalıp hem çalıştıysanız da olmaz, biliyorsunuz değil mi?

Buyurun size aileden, babadan gelen bir özelliğin değişimi. Saç dökülmesi de böyle, eğer bir şey yapmaz iseniz saçınız babanıza benzeyebilir. Ama yapacaklarınız var, onları yaparsanız, işin rengi değişebilir. Hatta saçınızın rengi bile…

Neyse bu konuyu uzun uzadıya yazmak gerekiyor. Genetik nedir, epigenetik nedir, biyolojik adaptasyon nasıl olur bilmeden bir sonuca gitmek zor.

Gelelim, testosteron kısmına. Bu da yanlış. Saçı testosteron döküyor sözü yarı doğru yani. Neden mi, onu da izah etmeye çalışalım.

Birincisi şu, erkeklerin testosteron düzeylerindeki yükselme ergenlikten önce başlar, en yüksek seviyelerine ergenlikte ulaşır. Ergenlik ve takip eden yıllar boyunca belki 8-10 sene testosteron düzeyleri hayat serüveninin en yüksek seviyelerindedir ancak genellikle bu dönemde saç dökülmez. Buna hemen her erkek şahittir.

ABD’nin referans hastanelerinden Mayo Clinic’e göre erkekte (male) ve kadında (female) kan testosteron düzeylerinin yaşla değişimi… Dikkat ederseniz en büyük aralık 12 yaşından başlıyor ve yaklaşık 8 yıl devam ediyor…

Demek ki salt testosteron saçı döküyor olsa en çok bu dönemde dökülmeye şahit olmamız gerekir. Ancak biz daha çok 30 yaşından sonra saç dökülmesine şahit oluyoruz. Oysa bu dönem testosteronun artık yönünü aşağıya çevirdiği döneme denk geliyor. Demek ki ‘ne kadar çok testosteron o kadar çok saç dökülmesi’ ilişkisi doğru değil.

Bu şekil de Türkiye’de kullanılan testosteron düzeyleri ve yaş aralıkları tablosu… Ölçüm değerlerinden dolayı rakamlar Maya Clinic’den farklı ancak mantık aynı. Mayo Clinic ng/dL cinsinden vermiş, burada ise ng/mL… Yani bu rakamları 100 kat büyütürseniz Mayo Clinic’in rakamlarına ulaşırsınız. Görüldüğü gibi en yüksek testosteron değerleri yaklaşık 12 yaşında görülmeye başlıyor ve 20’li yaşlardan itibaren düşüşe geçiyor. Kızlarda da en yüksek rakamlar aynı yaşlarda ancak miktar olarak testosteron erkeklere göre çok çok düşük…

Bunu nasıl izah edebiliriz? İki ana mekanizmayı kısaca açayım burada, örneklerle.

Birincisi şu; düşünün harika bir müzik çalıyor ve herkes o müziğin ritmine kendini kaptırmış, ritmik, estetik hareketler yapıyor. Bir kişi hariç… Dikkatinizi çekiyor, belki sinir oluyorsunuz. Önyargı kötüdür, hemen sinirlenmeyin. Adamı bir dinleyin.

Sorun mesela adama; ‘kardeş herkes müziğe bayıldı, sen neden böylesin?’ Muhtemelen size aval aval bakacaktır. Çünkü sağır olduğu için ne müziği ne de sizi duyabiliyor! Demek ki, müziğin kendisi onun algılanması için yeterli değil. Bir de o müziği algılayacak, kodunu çözüp beyne iletecek bir sistem lazım. Bu sisteme müzik özelinde kulak, vücut genelinde reseptör diyoruz. Türk Dil Kurumu ‘almaç’ da diyor, ben pek sevmiyorum.

Aynı prensip testosteron için de geçerli. Eğer hormon var ancak onun getirdiği mesajı alacak reseptör yok ise, kendiniz çalar kendiniz oynarsınız. Şayet saç kök hücreleri ergenlik döneminde testosterona sağır ise, kanda ne kadar yüksek olduğu onu ilgilendirmez.

Yukarıda izah ettiğimiz mantığın temel şekli; bir hücre ya da endokrin organ örneğin testisler (secreting cell) testosteron salgılıyor, testosteron (mavi nokta) kana geçiyor. Eğer reseptörü varsa (üstte, target cell) o hücrede bir faaliyet yapabiliyor; yoksa (altta, no receptors) kanda ne kadar yüksek olursa olsun, alttaki hücrenin etkilenmesi mümkün değil. Burada testosteron benzetmemizdeki müziğe, üstteki reseptörü olan hücre işitme yetisi olan ve o müziği dinleyen kişiye, alttaki ise işitme özürlü birisine denk düşmektedir. 

İkincisi ise biraz daha karışık ama müzik ve reseptörler üzerinden açıklanabilir yine. Diyelim ki sağır değilsiniz ve bir Ermeni şarkısı çalıyor. Ya da Ermenistan’da İstiklal Marşımız… Bilmem anlatabildim mi? Müzik aynı, reseptör aynı ve her ikisi de çalışıyor, ancak algılar farklı oluyor. Oysa çok güzel Ermeni müzikleri var, dinlemek keyif verici olabilir.

Vücutta da karşılığı var bunun; adrenalini hepiniz bilirsiniz. Hani şu İstanbul trafiği arapsaçına döndüğünde, çocuklar sinirlerimizi tepeye sıçrattığında ya da sanki Türkiye heyecansız bir ülkeymiş gibi yamaç paraşütü yaparken salgıladığımız hormon… Kendisi artık sıfat olmuş, günlük dilimize girmiş. ‘Abi az adrenalin de lazım yav!’ gibi yaşam felsefesi içeren cümlelerde sıkça kullanılan hormon. Bu hormon işte; salgılandığında, örneğin derimizdeki damarları daraltırken kaslarımıza giden damarları alabildiğine genişletiyor. Hormon aynı ama cevap tam tersi…

Adrenalinin diğer adı epinefrindir (epinephrine). Burada aynı hormonun iki farklı etkisini görüyorsunuz. Gördüğünüz gibi aynı hormon solda (bir çizgili kas damarı) damarı genişletirken (vasodilation), sağda (örneğin barsak, dalak) damarı daraltıyor (vasoconstriction)…

O nedenle siz siz olun testosteron kesin saç döküyor filan demeyin, gün gelir belki de saç çıkarıyor demek zorunda kalırsınız.

Devam edeceğiz…

Bu yazıya bir yorum yap

Scroll Up
%d blogcu bunu beğendi: