Bilmem bir önceki yazıda sizi az da olsa ikna edebildim mi? Şartlar ve konjonktür insan vücudunda da çok ama çok önemli. Orta yaşta saçı döken testosteron belki de ergenlikte saçı destekliyor ya da etki etmiyor. Çünkü en yüksek olduğu dönemde pek dökülme görmüyoruz. Erkeklerde ironik olarak ‘evlendikten sonra saçım döküldü’ diye bir genelleme de var; aman hanımefendiler duymasın.

Yıllardır erkeklerdeki saç dökülmesi ‘androgenetik’ olarak sınıflanıp, sanki ‘çözümsüz’ algısı oluşturuluyor. Evet saç dökülmesinde andro yani testosteron ve genetik yani aileden geçişin kati katkısı var; ama bu kader değil, değiştirilemez hiç değil.

Yaşla birlikte erkeklerde (male) testosteron miktarının değişimi… Görüldüğü gibi ergenlikte en yüksek seviyelerine ulaşıyor ve sonra düşüşe geçiyor. Kırklı yaşlar saç dökülmesinin en çok olduğu dönem, ancak testosteron artık yüksek değil. Cinsel performans da azalmaya başlıyor ki bu, testosteron seviyelerinin düşüşü ile örtüşüyor…

Testosteronun saç dökülmesi ile ilişkisi genel kabul gördüğü için (ki ben de aynı düşüncedeyim ama engellenemez demiyorum, bilakis yapılabilecek çok şey olduğunu ifade ediyorum) anti-androjenler yani testosteronun etkisini baskılayan ilaçlar saç tedavilerinde kullanılagelmiş ve halen kullanılıyor. Bunların başında -daha önce de değinmiştim, finasterid ve dutasterid gibi testosteronu dihidrotestosterona dönüştüren enzimi frenleyen ilaçlar geliyor. Genelde prostat ilaçları olarak biliniyorlar. Ancak bunlar libidoya zarar veriyor, kişinin cinsel isteğini ciddi miktarda azaltıyor.

Finasterid ve Dutasterid başta olmak üzere aşağıda isimlerini verdiğim çoğu ajan bu şekildeki dönüşümü engelliyor. Yani 5-alfa redüktaz enzimini bloke ediyor. Bu mantıkla bakıldığında testosteron seviyelerinin düşmediğini düşünebiliriz. Ancak DHT daha potent (etkili) bir hormon. Onun miktarı azalıncı prostat rahatlıyor, libido azalıyor ve saç dökülmesi yavaşlıyor. 

Bu nedenle bitkisel kaynaklara yönelim olmuş. Doğrusu yanlışı ile libidoyu çok etkilemeden bazı çözümler geliştirilmiş bazı bitkiler öne çıkmış.

Temel ve tedavide kullanılan bitkisel kökenliler hariç anti-androjenler şunlar (1);

Spiroteron asetat

Spironolakton

Flutamide ve türevleri

Finasteride/Dutasteride

Ketokonazol

 

Bildiğim kadarı ile yukarıdaki tüm farmakolojik ajanların kozmetik ürünlerde kullanımı yasak. Bizim de tabi olduğumuz Avrupa mevzuatına göre… Ketokonazol içeren şampuanlar var; onlar hangi mevzuata tabiler bilmiyorum. Herhalde tıbbi şampuan diye geçiyorlar ve medikal ürün sınıfına giriyorlar.

Bu şekil size karmaşık gelmesin; dikkati çeken bir iki noktaya odaklanalım. Tüm androjenlerin kaynağı bildiğiniz kolesterol… Sol alttaki DHEA (dihidroepiandosteron) tüm androjenlerin anası. Sonra alt sağa doğru gözlerinizi kaydırırsanız; kadınların hormonları (estrone/estradiol) ve erkeklerin hormonları (testosteron ve DHT) ne kadar da birbiri ile iç içe görüyorsunuz…

Bu şekilde son dikkat etmemiz gereken nokta şu; estradiol yani kadınlık hormonu erkeklik hormonunun bir türevi; bu dönüşümü aromataz denen enzimler yapıyor. Eğer bu enzim eksik ise kadında hormon profili testesteron ve DHT lehine kayabiliyor. Buyurun size vücut kıllanması (hirsutizm) ve kadında erkek tipi dökülme…

Üstteki şekilde görülen testosteron-estradiol çevrimini aromataz enzimleri yapıyor. Bu enzimin eksikliğinde (kadınlarda) testosteron miktarı yükselebilir ve akne, kıllanma başta olmak üzere bir sürü olumsuzluğa yol açabilir. 

Bize kala kala bitkisel kökenli anti-androjenler kalıyor. Dilerseniz bir göz atalım;

  1. Kırmızı Reishi (Ganoderma lucidum)

Yapılan çalışmalarda kırmızı reishi mantarının testosteronu DHT’ye çeviren enzimi blokladığı ve bu maksatla iyi huylu prostat büyümesi, akne ve kellik tedavisinde yararlı olabileceği gösterilmiş (2).

  1. Licorice (Glycyrrhiza glabra)

Bu bitkiyi iyi tanıyoruz sanki. Gazianteplilerin vazgeçemediği meyan kökü bitkisi bu. İçindeki bir madde şekerden elli kat daha tatlı. Asırlardır hem şerbet hem ilaç olarak kullanılan bir bitki aynı zamanda. Erkekliği öldürdüğüne dair dedikodular duymuştum -ki bu açıdan bakınca sanki aslı yoksa da astarı var gibi…

İçinde bulunan fitoöstrojenlerden dolayı da eskiden kadınların menapoza geçiş döneminde en çok yardım aldıkları bitkilerin başında geliyormuş. Aynı zamanda vücut tüylenmesini önleyici etkilerinin de olduğu biliniyor.  Erkeklerde kısa süreli yapılan bir çalışmada serum testosteron seviyelerini düşürdüğü gösterilmiş (3).

Meyan kökünde aynı zamanda söylenmesi ve yazılması zor, glycyrrhizin ve glycyrrhetic asit isminde iki gıcık madde var. Bunlar da anti-andojenik etki gösteriyorlar.

Licorice yani meyan kökü şekilde görüldüğü gibi… Sonra liflerine ayrılıyor (resimde arkada) ve çayı, şerbeti vs. şifalı bitki olarak belirli yörelerde yaygın olarak kullanılıyor. Türkmenler tüy dökücü olarak da geleneksel olarak kullanıyorlar…

Meyan kökü bir başka nedenle de önemli. Türkmenistan’da geleneksel olarak ‘tüy dökücü’ olarak kullanılıyor ve bu konudaki etkisi az çok kanıtlanmış durumda (4). Bu etkisine yukarıda isimleri geçen iki maddenin anti-androjenik etkilerinin aracılık ettiği düşünülüyor.

Anti-androjenik etkili bitkilerin devamı bir sonraki yazıya…

 

  1. https://www.ncbi.nlm.nih.gov
  2. https://www.ncbi.nlm.nih.gov
  3. http://www.nejm.org
  4. http://www.tandfonline.com

Bu yazıya bir yorum yap

Scroll Up
%d blogcu bunu beğendi: