Az çok yaşadık çok şükür, çok açık gerçek şu ki ölmeye az kaldı. Çok yaşadım, çok gördüm der bazıları… Doğrudur; zaman olarak çok olsa da insan olarak azdır yaşadıkları. Oysa öyle az yaşayanlar vardır ki, o zaman dilimine çok şeyler sığmıştır. Az öyle bir “çok” olmuştur ki, az insan bunu anlayabilir ve bu çok az insana kısmet olur, az çok size de kısmet olur umarım. Yoksa çok yaşamanın çok az manası var; az yaşasak da önemli olan anlamı çok olsun.

Öyle azlar vardır ki bazen çoktan çok fazladır. Bir yetimin başını okşar, azıcık gülümsersiniz; Tanrı’nın çok hoşuna gider. Öyle çoklar vardır ki bazen, az onun yanında azametli durur. Siz Süleymaniye Camii’ni yaptırırsınız misal, terazinin kefesi çok ağır bastı diye geçer az çok içinizden… Pir-i fani bir hatun kişi, getirir öbür kefeye azıcık yoğurt koyar, neyin çok neyin az olduğu daha iyi anlaşılır.

Az çok kumaş kalitesinden anlayan insanlar, toplumda kumaşı kaliteli insan sayısının çok az olduğuna şahit olurlar. Böyle toplumlar az çok düzenlerini devam ettirebilseler bile, tarih sahnesindeki görünürlükleri çok azdır. Yaptıkları belki az çok kitaplara geçer ama haklarında söylenecek güzel söz çok azdır. Tarihin yönünü, bu toplumlarda sayısı çok az olan kumaşı kaliteli insanların az çok başına gelenler ve onların verdiği mücadele belirler. Bu kumaşı kaliteli çok az insanın az çok yaşadığı sıkıntılar, iğnenin kumaştan her geçişi, terzinin elindeki makasın her kesişi yani acının her tazelenişi, geleceğe dair az çok bir umuttur. Az çok böyle adam olunur ve adamlık çok az insan evladına nasip olur. Az çok edebiyat ve tarih okumasıyla bunun çok geçerli bir kural olduğunu ve gerçekten az istisnası bulunduğunu az çok her zekâ seviyesindeki insan çok az okumakla bile az çok idrak edebilir.

Az çok hepimiz biliriz, bir top kumaşı tezgâhın üstüne koyup az veya çok beklemekle ondan Dostoyevski’nin romanlarına layık bir redingot ya da ordunun zabitine üniforma çıkaramazsınız. Kumaşın az çok kesilmesi, işlenmesi, çok az da olsa bazı kısımlarının ıskartaya ayrılması tabii bir süreçtir.

Her insan az ya da çok yaşadığı hayatta az çok bilgi ve tecrübe biriktirir. Az çok birikime sahip olan aklı başında insanlar, mütevazıdır ve genelde vardıkları son nokta, Sokrates’in asırlar önce noktayı koyduğu yerden çok az uzaktır. “Bir şey biliyorsam o da bilmediğimdir.” İnsan ne kadar çok öğrense bu evren ve bilim karşısında azdır. Ama bu az, tevazu ile öyle çok olur ki, çok az insana kısmet olur.

Ne çok bildiğini iddia eden insanlar vardır, az çok tanırsınız bunları, çok azı insan sınıfına terfi edebilir. Sırtında kütüphane taşıyan merkepler gibi az ya da çok yaşarlar ancak yaşadıklarına çok az anlam yükleyebilirler.

Bu modern hatta çok (!) modern çağda, az çok vicdanınız varsa çok büyük ihtimalle az çok iyi bir insansınızdır. Kendinizi az çok korumanızı ve vicdanınızı temiz tutmak için çok ama çok gayret etmenizi öneririm, çok mücadele etmenizi…

Az çok ben de öğrendim ki, bu dünyada çok az insana kısmet olan çok asil, çok insan, itibarı çok yüksek riski en az mücadelelerden bir tanesi az çok kalbi temiz tutmaya çalışmaktır.

Çok az insana kısmet olan az çok temiz bir kalp, insanın sonsuzluk yolculuğunda sahip olması gerekenler listesinin çok yukarılarındadır. Az sayıda başka çok kıymetli sahiplikler, örneğin tevazu, cömertlik, vicdan, merhamet az çok temiz bir kalbi mesken tutarlar. Mekânı temiz tutmak az çok aklı eren herkesin bildiği bir gerekliliktir ama bunun gereğini yapan insan sayısı çok azdır.

Marifet az sözle çok meram anlatmaktır. Yoksa çok kelam edip, az arpa boyu yol kat eden insan sayısı o kadar çoktur ki, az çok her insanın aklına hemen nerede çokluk orada b.kluk sözü geliverir.

Az çok beni tanıdınız ve az çok biz birbirimize benziyoruz. Doğrudur aslında, biz çok azız ama bu azlık, çoklarının kıymetini çok az bir zaman sonra farkına varacağı bir azlık. Şimdilik toprağa gömerek görmezden geliyorlar, az çok vicdan sahibi olmadıklarından, kalplerini az da olsa temiz tutmadıklarından, toprağın üstünü altına yeğ tutuyorlar. Az çok vicdan sahibi olmayı, az insan durmayı çok görüyorlar.

Ama çok az zaman kaldı, bunu az çok hepimiz fark ediyoruz. Toprağın altı mı üstü mü hayırlı bunu az çok zaman ve sabır gösterecek. Az bir zaman önce çok büyük bir insan ve yazar olarak insanlık sahnesinde rol almış Dostoyevski az çok bu noktayı özetlemişti; “en büyük iki savaşçı zaman ve sabırdır.

Toprağın altında iken gösterilecek az çok sabır ve geçirilecek çok az zaman, bizi Aliya İzzetbegoviç ile buluşturacak; “Bizi toprağa gömdüler, fakat tohum olduğumuzu bilmiyorlardı!”

Çok önemli bir nasihati vermeye az çok hakkımız olduğu yanılsaması ile şöyle bitirelim yazıyı; “sakın sakın çürümeyin toprağın altında. Siz, az çok iyi insanlar, çok az insanlar, siz çok lazımsınız, zaten azsınız, umarım bu tehlikenin az çok farkındasınız ve bunu çok önemsiyorsunuz. Az çok böyle olduğunu hissediyor ama çok az da olsa tedirgin olmuyor değilim.”

Az söz çok meram…

Az çok biliyorum sanırım; çok az kaldı… Neye mi? Her şeye; gülmeye, bilmeye, ölmeye, dirilmeye… Çok az…

Bu yazıya bir yorum yap

Scroll Up
%d blogcu bunu beğendi: