Bağımlılık modern insanın derin zaaflarından bir tanesi. Tütün, kokain, eroin gibi uyuşturucu olarak sınıfladığımız bağımlılık yapıcı maddelerin yanına artık yenilerini eklemiş durumdayız; örneğin neredeyse hepimiz nomofobikiz. Bu konuyu daha önce ele almıştık. Cep telefonuna bağımlıyız yani, onsuz yapamıyoruz. Kelime “no mobile phobia”, yani cep telefonundan uzak kalma korkusu…

Daha genel ifade edecek olursak çoğumuz wi-fi bağımlısıyız, internet bağımlısı… Sadece yarım saat Facebook ve Instagram’a bakmadan duramayan milyonlar var dünyada. Oyun bağımlıları, Game of Thrones izlemek için gecenin yarısında ABD’de yayınlanmasını bekleyenler vs.

Sanırım bu görüntüyü pek yadırgayan yok; herkes halinden memnun gibi görünse de uzun vadede durum hiç de öyle değil. 

Bunların tamamı genel olarak “teknoloji bağımlılığı” adı altında toplanabilir. Aşağıdaki kriterler aracılığı ile kendinizi sorgulayabilirsiniz.

  • Yalnızca birkaç dakika diyerek saatler harcamak,
  • Çok sık sosyal medya ve maillere bakmak,
  • Çevrenizdekilere harcadığınız zaman hakkında yalan söylemek,
  • İnternete girmek için yemek öğünlerinden, derslerden ya da randevulardan ödün vermek,
  • Bilgisayar başında çok fazla zaman geçirmeye bağlı suçluluk duygusu yanında zevk almak,
  • Bilgisayardan uzak kalındığında gergin hissetmek,
  • Gece geç saatlere kadar bilgisayar başında kalmak.

 

Bağımlılık hakkında edilecek bir iki kelam daha var.

Uyuşturucu bağımlılığı tüm toplumların başının belası. Biz yine sorunu halının altına süpürmüş gibi görünsek de ülkemiz bu konuda en sıkıntılı olanlardan bir tanesi. Bonzai devasa bir sorun ama biz mış gibi yapıyoruz. Bu konuyu geçelim.

Uyuşturucu bağımlılığı konusunda sıra dışı çalışmaları olan Prof. Dr. Bruce K. Alexander başka bir noktaya dikkatimizi çekiyor. Merak edenler internetten hocanın sitesini ve çalışmalarını ayrıntılı olarak inceleyebilir.

Hoca “hastanelerde yüzlerce şiddetli ağrı şikayetinden dolayı morfin kullanan insanlar var, bunlar niçin uyuşturucu bağımlısı olmuyorlar?” diye soruyor. Sonra bir fare deneyi yapıyor. Kafesindeki farelere iki tür içme suyu veriyor. Birincisi çeşme suyu, ikincisinin içerisine biraz uyuşturucu madde koyuyor. Hayvanlar beklendiği gibi uyuşturuculu suyu tercih ediyorlar. Zamanla uyuşturucunun yıkıcı etkisi ortaya çıkıyor ve hayvanlar ölüyor.

Sonra bu hayvanlar için bir “rat park” kuruyor. Yani fareler için bir cennet… Rengarenk toplar, oyuncaklar vs. ve her iki cinsten onlarca hayvanı bir araya koyuyor. Aradaki bariyerleri kaldırıyor. Fark ediyor ki bu hayvanlar daha çok çeşme suyunu tercih ediyorlar.

Rat Park çalışması oldukça sıradışı bir yaklaşımı inceliyor. Ayrıntısına internetten bakabilirsiniz, sonuç şu; tüm bağımlılıkların altında temel olarak sevgisizlik, ezilmişlik ve dışlanmışlık gibi dopamin düşmanları yatıyor. İnsan ne olursa olsun sevgi istiyor. Ama bunu çok az insan biliyor ve anlıyor, çünkü biz halen “insan” olmanın taş devrini yaşıyoruz. Merak edenler için şu linkte (https://www.youtube.com) harika bir video var. 

Bunun sosyolojik karşılığına bakılıyor. Vietnam Savaşına gönderilen ABD askerlerinin yaklaşık %20’si savaş boyunca uyuşturucu kullanıyor. Bu askerler ülkelerine döndüklerinde çok sayıda uyuşturucu bağımlısının toplumun içine yayılacağından ve kargaşa çıkacağından korkuluyor. Ama öyle olmuyor, savaş boyunca uyuşturucu kullanan askerlerin ailelerine, sevdiklerine, arkadaş çevrelerine kavuşunca neredeyse %95’inin uyuşturucuyu bıraktıkları gözleniyor.

Konu çok uzun tartışılabilir, özeti şu; bağımlılık daha çok sevgisiz, aile ve sosyal çevre veya toplum tarafından itilmiş, değersizleştirilmiş insanlarda ortaya çıkıyor. Bir insana hastanede eroinden daha güçlü olan morfinden yüz defa verseniz bile bağımlılık ortaya çıkmıyor.

Fizyolojik izahı da şöyle özetlenebilir; her insan ödül merkezinin uyarılmasına muhtaçtır. Bu insanın acizliğinin bir başka yansımasıdır. Eğer bu merkezi temel insani ihtiyaçlar (yeme, içme, cinsellik vb.) yanında sevgi, iletişim, başarılı ailevi ve sosyal ilişkiler, değer verilme, bir işe yarama vb. uyaranlarla adam gibi uyaramazsanız, sıraya öteki uyarıcılar geçiyor.

Yirmibirinci yüzyıl insanı daha yalnız, ailesine, arkadaş çevresine daha uzak, toplumdan dışlanan insan sayısı çok, ailelerin eğitim zannettiği şiddet, baskı, aşağılama, hakaret vs. yöntemlerin kullanımı sık…

Tüm yararlarına rağmen özellikle sosyal medya bağımlılığı bazı kişilerde hastalık boyutuna gelmiş durumda…

Bunlara şimdi internet gibi kolay ulaşılabilen bağımlılıklar eşlik ediyor. İnsan ne olursa olsun “haz almak, tatmin olmak” istiyor. Dopamin istiyor…

Medeniyet bizi bu noktaya getirmemeliydi; tüm artılarına ve avantajlarına rağmen, teknoloji ‘kılçıksız balık’ ya da ‘kemiksiz et’ değil…

İnsan aynı insan, ödül merkezi de… İlk çağlarda yaşayanlarda olduğu gibi bizim de dopamin salgımız var ve bunun yani hazzın peşinde koşuyoruz. Sadece bu hazzı bize veren uyaranlar değişiyor. Ancak her değişim daha iyiye götürmüyor bizi…

Bu dopamin için de Facebook’ta like yapmak ya da Instagram’da kalp almak yetmiyor…

Bu yazıya bir yorum yap

Scroll Up
%d blogcu bunu beğendi: