Serimizin üçüncü yazısında “beyin ödül sistemi”nin kötüye kullanımı diyebileceğimiz bir konuya değineceğiz; bağımlılık. Bağımlılık bir maddeye, nesneye, kişiye ya da bir varlığa duyulan önlenemez istek veya bir başka iradenin tahakkümü altına girme durumu olarak tanımlanabilir.

Bizim burada anlatmaya çalışacağımız husus madde bağımlılığı. Tarihi çok eskilere dayanıyor ancak bağımlı olunan maddeler değişse de mekanizma hep aynı kalmış; ödül merkezinin suiistimali. Bağımlılık fiziksel ve ruhsal olabilir. Daha çok fiziksel bağımlılıktan bahsedeceğiz.

Bağımlılık yapıcı bir madde (uyuşturucu, sigara, aşk (?))

  • İlk kullanımda/karşılaşmada hızlı, yüksek miktarda dopamin artışına neden olarak ödül merkezini normal sınırların üzerinde uyarır.
  • Bu garip/acayip/hayatın sıradanlığına uymayan duygunun/hazzın yenilenmesi istenir.
  • Yenileme gerçekleştikçe tolerans gelişir ve o uyaranla daha yüksek dozlarda ya da daha sık karşılaşma isteği duyulur.
  • Dopamin ve ödül sistemi bozulur, hayatın doğal akışı içinde sizi uyarması beklenen yemek, içmek, fizyolojik sınırlarda cinsellik vs. yetersiz kalır. Ne yazık ki artık bağımlısınızdır.

Bağımlılık yapan belaların başında sigara geliyor ne yazık ki…

Bunun eroin veya aşk, kumar ya da alkol olmasının beyin açısından pek bir farkı yoktur. O bağımlı olduğu ve kendisini iyi hissettiren şeyi sizden ısrarla isteyecektir.

Çok sevdiğim ifadelerden bir tanesi “gerçek hayatın heyecansız sıradanlığı”dır. Modern insan uyaranların çok olmasına alıştırılmıştır. Önce sadece dinlemek yeterli bir uyaranken (radyo), sonra televizyon çıkmış o da yetersiz kalmış ve bilgisayar, bilgisayar oyunları, internet ve nihayet sosyal medya gerçek hayatın heyecansız sıradanlığına çare (!) olmuştur.

Şimdiki neslin kitap okumakta zorlanması, dikkatinin dağınık olması, ders çalışmada çok zorlanması genellikle uyaran yetersizliğindendir. Bu tür faaliyetler ödül merkezine yeterince dopamin salgılatmakta yetersiz kalınca, beyin o faaliyetle ilgilenmemekte ve daha çok dopamin için kişiyi yönlendirmektedir.

Kadim dünyanın uyuşturucu trafiği… Sonlarda olmamız gereken listede neredeyse en baştayız… Yazık bu ülkeye.

Konunun özüne dönersek, eroin, kokain gibi yüksek düzeyde bağımlılık yapan uyuşturucu maddeler aşırı dopamin salgısına neden olarak “başka hiçbir madde/uyaran ile oluşturulamayacak” bir öfori, kendini iyi hissetme, küçük dağlar yetmez büyük dağları, aşırı özgüven gibi duygulara neden olurlar. Ardından kişi gerçek hayata döndüğünde (spor bir otomobilden inip at arabasına binmek gibi) hiçbir şey ilgisini çekmemekte ve kişiyi tatmin etmemektedir. Buna fizyolojik sınırlardaki cinsellik, yeme içme, sportif ve sosyal faaliyetler de dahildir.

Her sigara içen elbette bağımlı olmuyor ve yine her sigara içen alkol ve uyuşturucu bağımlısı da olmuyor. Ama tabloyu şöyle de okuyabiliriz; neredeyse her uyuşturucu bağımlısı sigara da tüketiyor. 

Biraz morfine odaklanalım; insan vücudu güçlü bir ağrı kesici olarak endorfin denen maddeler üretir. Endorfin, endojen (vücutta üretilen) morfin demektir. İnsan çok motive iken (yarışmalı sporlar, savaş hali vb.) neredeyse ağrı duymaz. İşte bunun nedeni endorfinlerdir. Siz morfin ile bu hissi yaşarsanız, bir süre sonra bağımlı olarak hep morfin almak istersiniz.

Bunun pratikteki karşılığı şudur; morfin beyne geçmekte zorlanır. Onun beyne daha kolay nüfuz edebilen hali eroindir… Dolayısı ile uyuşturucu olarak morfin değil eroin yaygındır. Eroin damar yolu ile alındıktan sonra hızla beyne geçer ve beyinde morfine dönüşür. Aksi takdirde etki etmez. Görüyorsunuz bazen bilimi kötüler iyilerden daha çok kullanıyorlar.

Alman Bayer firmasının ürettiği eroin (Heroin; Almanca heroish kelimesinden türetilmiştir ve görkemli/kahramanca demektir) yıllarca çocuklarda öksürük şurubu olarak kullanılmış ve on binlerce bağımlı ortaya çıkmıştır. 

Bu yazıyı bilimsel bir referans göstermeden yazdım. Çünkü söylenenler artık herkesin iyi bildiği gerçekler. Ancak bilmediklerimiz veya göz ardı ettiklerimiz var. Bu iki konuya değinerek yazıyı bitirelim.

 

Kokain de diş ağrılarını kesmek için epey uzun zaman kullanılmıştır. 

Bir zamanlar ülkemizde büyük bir sentetik uyuşturucu Bonzai belası vardı. Ne oldu ona? Devletimiz ve milli eğitimimiz bilimsel, evrensel, devrimsel bir proje yaparak konuyu bir sorun olmaktan çıkardı da benim mi haberim yok. Yoksa sorunu halının altına mı süpürdük? İnternete bir göz atın da görün halimizi… siyasetin, abuk çekişmelerin içinde boğulmuş bir millet olarak gençlerimizin halini görün… Sizin görmeniz yetmez haşmetli büyüklerimizin de görmesi lazım, ancak onların mutlaka daha önemli işleri vardır.

Son nokta, hepimizin başında bir bela; teknoloji bağımlılığı… Ne yazık ki, neredeyse toplumun büyük kesimi artık teknolojiye bağımlı ve bu nedenle tedavi edilmesi gereken bir hastalık olarak kabul ediliyor. Tabii kriterleri var, her teknoloji bağımlısı hasta değil ve tedavi edilmesi gerekmiyor.

Teknoloji bağımlılığının kriterleri sağda efendim; buyurun kendinizi ve çocuklarınızı test ediniz (ben ettim galiba bağımlıyım). 

Sahi aşktan bahsedecektik; bunu bilimsel verilere bakmadan anlatabileceğimi sanmıyorum. Bu işin bilimi olur mu onu da bilmiyorum. O yüzden eğer siz çok merak ederseniz, aşk bağımlılık mıdır, hastalık mıdır buyurun size bilimsel kaynak efendim… Yetmezse bir tane daha

Allah sonumuzu hayretsin…

Not; Bu yazı vesilesi ile size Afife Jale ve Henry Charriere’nin hikayesini anlatmak istiyorum; unutursam birisi hatırlatsın lütfen…

Bu yazıya bir yorum yap

Scroll Up
%d blogcu bunu beğendi: