Bu konuya daha önce değinmiştik, ancak sigara ile başlayan mevzuyu tamamlamak maksadı ile bir kez daha ele almayı uygun bulduk.

Bağımlılık kullanılan bir madde/eşya/davranışın varlığına karşı adaptasyon gelişmesi ve o madde/eşya/davranışa karşı duyulan fizyolojik/psikolojik istektir. Bağımlılık oldukça karmaşık bir konu… Teorikte boğulmak yerine insandaki karşılığına odaklanmak çok daha iyi.

İnsan güçlü yönleri kadar zayıf tarafları da olan, kendini dünyanın hâkimi zannederken acz içinde kıvranan bir canlıdır. Tanrı, haddimizi bilmemiz için bizi semavi/metabolik/nörolojik/psikiyatrik bir sürü kısıtlama ile yaratmış, ancak insanoğlu ne yazık ki anlayışı kıt bir canlı. Tüm hataları kendisi yapmaya, tarihten ders almamaya kararlı… Tarih tekerrür eder dedikleri aslında insanın hatalarını tekrarlamasından ibaret.

Tanrı’nın semavi ikazları içindeki bence en dikkate değer nokta bizlerin ölümlü canlılar olması. “Hepimiz ertelenmiş ölüleriz” ifadesi felsefi açıdan bu gerçeği ortaya koyuyor. Mezarlıkların kapısında, teneşirlerin arkasında yazan “her nefis ölümü tadacaktır” sözünü aslında banka şubelerine, adalet saraylarına filan yazmak lazım. Unutuyor insan, yaşamaya bağımlı oluyor. En önemli bağımlılık bu; ölmeyecekmiş gibi yaşama bağımlılığı…

Metabolik olarak da bağımlıyız, bir dakika havasızlığa, birkaç gün susuzluğa tahammülümüz yok. Sizi bir hafta aç ve susuz bıraktıklarında insanlıktan çıkıyorsunuz, yaşayan bir ölüye dönüyorsunuz. Tecrübe ile sabit.

Nörolojik bağımlılıklarımız var; sinir hücrelerimiz her daim aktif olmak zorunda. Enerji bulup, zarlarında sodyumu dışarı, potasyumu içeri pompalayacaklar ki, uyurken bile nefes almayı sürdürebilelim, kalbimiz atmaya devam etsin.

Örnekleri çoğaltmak, aczimizi derinleştirmek mümkün, ancak bir de bildiğimiz anlamda bağımlılık var; madde bağımlılığı… Kokain, eroin, nikotin vs.

Bu bağımlılığın altında da insanın aciz olarak yaratıldığı gerçeği yatıyor. Beynimizde bir merkez var “ödül merkezi”, bu merkezle ilintili çalışan bir döngü de var; ödül döngüsü (reward circuit). İşte biz buna bağımlıyız, istiyoruz ki bu merkez hep uyarılsın, ortalığa dopamin saçılsın… Bu dopamin bize kendimizi iyi hissettirsin.

İnsan beyni bolca yağ ve su ile bir tutam tuzdan oluşmuş garip bir organ… Dünyanın en iyi insanı ile en kötü insanı kafasının içinde 1-1.5 kg bu yağ ve su karışımından taşıyor. Görünüşte bir fark yok… İçindeki onlarca sistemden bir tanesi de ödül sistemi… Küçücük bir merkez uyarılıyor, dopamin denen bir kimyasalın azlığı/çokluğu ile sizi mutlu/mutsuz, depresif/neşeli, agresif ya da sakin yapabiliyor… Nucleus Accumbens denen bölge ödül merkezi. Koyu mavi yollar dopamin yolakları…

Basitçe izah ettiğimiz bu ödül döngüsü insanın biyopsikososyal bir canlı olarak yaşama tutunması için yaşamsal öneme haiz. Dolayısıyla insanoğlu bilinçli/bilinçsiz ödül merkezini uyaranların peşinde koşar, onları arar ve onlara maruz kalmaya çalışır. Kabaca buna “haz alma” diyoruz. İnsan hedonist bir canlı anlayacağınız, haz peşinde koşturup duruyor.

Bir güzel söz duymaktan, karnımızın doymasına, cinsel tatminden, güç, makam ve deste deste tapular ya da milyon dolar paraya sahip olmaya kadar hemen her tür “haz” aracı bu merkezi uyarıyor ve beyinde dopamin salgısını artırarak “haz, keyif, kendini iyi hissetme”ye zemin hazırlıyor. Şan, şöhret ve alkışın da doğrudan dopaminle ilişkisi olduğunu biliyoruz. Yani işin özeti şu; hedonist olmak için okumaya, entelektüel olmaya, kafa patlatmaya pek gerek yok; öküzler ve cahiller pekala hayattan daha fazla haz alabilirler.

İşte nikotin, bu sistemi uyaran ve dopamin artışına neden olan maddelerden bir tanesi. Ne yazık ki çok tehlikeli bir bağımlılık yapıcı… Hatta kokain ve sentetik uyuşturuculardan daha güçlü bir bağımlılık potansiyeli vardır. Sigaradan çektiğiniz bir nefesin içindeki nikotin iki ana hedefe yönelir; birincisi böbrek üstü bezinizdir ve buradan salgılanan adrenalin ve türevleri ile kan basıncınız yükselir, kalbiniz daha hızlı atar. İkincisi ödül merkezidir ve dopamin salgısına neden olur.

Sigara içtiğinizde ya da bir şekilde nikotin aldığınızda ödül merkeziniz uyarılır ve dopamin salgılar. Dopamin kendinizi iyi hissetmenize neden olur. Ancak daha sonra nikotine tolerans gelişir ve aynı hazzı almak için daha çok nikotin tüketmeniz gerekir. Bu ne yazık ki fasit bir dairedir (vicious circle). Nihayetinde karşınıza tükenmişlik çıkar…

Ödül merkeziniz uyarıldığı sürece bunun hangi yolla uyarıldığı çok önemli değildir. Yani bir tabak yemek, bir porsiyon baklava, biraz kokain ya da iki dal sigara… Çok fark etmez. Bu merkez uyarıldığında kişi kendini iyi hisseder, ödüllendirilmiştir çünkü…

Bu temel mekanizmadan dolayı, sigara içenler yemek yemeye aşırı ilgi duymayabilirler. Zira yeterince ödüllendirilmişlerdir ve beyin dopamin düzeyleri yüksektir. O nedenle sigaranın iştah kestiğini söylemek bilimsel bir temele dayanır. Ve tam tersi…

Bir sonraki yazıda ayrıntılandıracağımız bir bağımlılık da bu; elektronik, internet ya da wi-fi bağımlılığı, ne derseniz deyiniz. Var mı itirazı olan?

 

Sigarayı bıraktığınızda ödül merkezini uyarmanın en kolay yollarından bir tanesi yemek yemek ve özellikle şekerli gıdalar tüketmektir. Çünkü hem glikoz hem de insülin ödül merkezini uyarırlar.

Bu nedenle sigarayı bırakanlar için beyinde dopamin düzeylerini artırmanın en kolay yollarından bir tanesi atıştırmak ve yemek yemektir. O nedenle sigarayı bırakanlar genelde kilo almaya meyillidirler. Bu yazı çok uzadı ancak söyleyeceklerimiz bitmedi, size bir sonraki yazıda “Kelebek” romanının meşhur firari yazarı “Henri Charriere”nin anlattıklarından alıntılarla konuya devam edeceğim. Bu konuya daha önce değinmiştim sanırım, ikinci baskı olacaklar kusura bakmasın…

Bu yazıya bir yorum yap

Scroll Up
%d blogcu bunu beğendi: