Balık Sevgisi isimli yazıya epey yorum geldi; ancak yorum sahiplerinin izni olmadığı için yazamıyorum. Genel bir eleştiri var; sevgili böyle tanımlamak doğru değil diye.

Haklılar; aslında aynı şeyi söylüyoruz. Gerçek sevgi bu değil işte. Balık sevgisi hoppaladan bir sevgi; gerçek sevgi karşılıksız ve katıksız olan. Katıksız kelimesini çıkarsız, menfaatsiz diye de yorumlayabilirsiniz.

Tıp fakültesinde öğrenci iken sıkça kullandığımız bir tabir vardı, hala popüler mi bilmiyorum; “sekonder kazanç.” Bir eylem, söz veya davranışta görünenin ardına gizlenmiş olan ve aslında asıl amaç olan… Pek hoş olmadı tanımlama, meramı da tam anlatamadım. “Oportünist” bir yönü de vardır sekonder kazancın. Balık sevgisi biraz bunu andırıyor. Seviyoruz ama bir sekonder kazanç gizlenmiş bu sevginin içine. Sorun burada zaten, ancak bu şu demek değil; iki insanın birbirini sevmesi, birinin vermesi ve diğerinin alması illa böyle bir temele dayanıyor… Hayır. Elbette hayır.

“Sevmek vermektir karşılık beklemeden, vermek sevmektir karşılık beklemezsen.”

Karşılıksız sevmek öyle kolay bir şey değil. En çok yapılan hatalardan bir tanesi de genç-ebeveyn ilişkilerinde ortaya çıkıyor.

Anne veya baba çocuğun istediği ya da hoşuna gittiği bir şey yapıyor. Bilgisayar alıyor, tatile götürüyor her ne ise… Sonra bir beklentidir başlıyor. “Ee ben sana bilgisayar aldım, sen de eşşek değilsin ya biraz derslerine çalışırsın.” Ya da “Adam gibi tatile gittik, döndük adamda bir gram değişiklik yok.”

Hiçbir anne baba çocuğuna elbette sevgisiz değildir, ancak ebeveynler yaptığı her işi çocuklarını sadece sevdiği için yapmıyor, bir “sekonder amaç” sıkışıyor araya… İşte bu da bir nevi balık sevgisi. Hangisi ne derece doğru ben de tam kestiremiyorum. Anne babanın çocuklardan eğitimsel, ahlaksal, davranışsal beklentileri normal, ancak bunu oltanın ucuna bir bilgisayar takarak yaptıklarında kendileri ahlaki sınırları zorlamış oluyorlar mı, onu da tam bilemiyorum. Belki Üstün Dökmen hocaya sorulabilir bu soru.

Yazının sonundaki sufi yaklaşım biraz umut ve ipucu veriyor bize. Örneğin çok değerli bir meslektaşım diyor ki; “Tıp fakültesinde öğrenci iken, başkalarının sorunlarını nasıl çözebileceğimize odaklanmıştık. Çünkü biz başka bir yardım şekli bilmiyorduk. Ancak bir türlü istediğimiz gibi yardımcı olamıyorduk çevremizdekilere. Zamanla başkalarını değiştiremeyeceğimizi, ancak kendimizi değiştirebileceğimizi anlamıştık. Mevlana’nın bu sözü, toplumun veya diğer insanların sorunlarına çözüm bulamadığımda, çare olamadığımda hatırıma gelir hep… Kendimi rahatlatırım. Ancak kendimizle olan bu savaşta kazanacağımız hiçbir anın olmadığını, hatta kazandım dediğimiz zaman kaybedeceğimi bilsem de, o an için rahatlamak beynimdeki düşünce yığınını biraz olsun azaltır. Kendimi değiştirebileceğime olan inancım ise artar.”

İnsan gençken daha idealist oluyor, sonra toplum onu bir güzel yontuyor. İyi mi oluyor kötü mü tam çözemedim. Yol, yordam, yöntem ve özellikle hız değişse de insan idealist yaşamalı. Ondan asla vazgeçmemeli. Huzur ve mutluluk idealistlerin yoldaşıdır. Bazen karşımıza acı çıksa bile, insan ideallerinden vazgeçmemeli.

Ancak sevgili meslektaşım şunu sormadan da edemiyor; Ama benim bir sorum olacak hocam size. İnsan çok sevdiği yakınındaki kişilerin kendi yanlışları yüzünden acı çekmesine nasıl dayanabilir? Onların o yanlışları isteseler de değiştiremediklerini görerek, gözünün önünde eridiğini bilerek nasıl yaşayabilir?  … O yanlışları bilerek veya bilmeyerek kendimin de yapıp yapmadığını sorguluyorum.  Sonra yanlışın ne olduğunu, neyin yanlış neyin doğru olduğunu bilip bilmediğimi düşünüyorum. Bilmiyorum hiçbir şey bilmiyorum. Ve fark ediyorum da hep “ben”li cümleler kuruyorum. Sonra kendime bile susuyorum.”

Söyleyecek fazla sözümüz yok; sevmek idealimiz olmalı, balık gibi değil aslan gibi sevmek. Ne kadar başarabilirsek. En iyi nasihat de örnek olmaktır her zaman. Çocuklarımıza, gençlerimize, çevremize sözlerimizden çok hallerimiz, dillerimizden çok ellerimizle göstermeliyiz idealleri…

Ve, ve sabır… eğer sabreder ve ideallerimizde sebat gösterirsek, bir günde olmayacak istediklerimiz ama ben inanıyorum ki “bir gün olacak!”

Bu yazıya bir yorum yap

Scroll Up
%d blogcu bunu beğendi: