Bir önceki yazımızı şu soru ile bitirmiştik; “sizce bir insanın endotelini hasarlayan onu çalışamaz ya da bozuk hale getiren en önemli etken/sorun nedir?”

Eh endotelin ne olduğunu artık öğrendiğimize göre bu sorunun cevabını aramaya koyulalım; öyle çok uzaklara, kalın tıp kitaplarının içine gömülmeye gerek yok. Cevap net ve oldukça basit; belki şaşırtıcı diyebilirsiniz.

Yüksek kan şekeri; evet hiperglisemi yani…

“İyi de kardeşim, ben doktora gittim, kan şekerime baktırdım ve bana gayet iyi olduğu söylendi. Zaten biz de o kadar cahil değiliz ya biliyoruz 100 civarında olan kan şekerinin normal olduğunu!” diyorsunuz değil mi?

Evet haklısınız, ama bu söylediklerinizde haklısınız. Peki ya söylemedikleriniz? İşte o konuda ben haklıyım. Çünkü siz açlık kan şekerinden bahsediyorsunuz. Oysa ben postprandial yani akşam yemeği sonrası olandan bahsediyorum.

İşte sizin ölçmediğiniz ya da kimsenin umurunda olmayan bu dönemdeki kan şekeri dalgalanmaları “endotel disfonksiyonunun” en önemli nedenidir. Ölçmediğimiz için yok saydığımız bu “olağan yükseklikler (!)” sizi hasta ediyor. UKPDS çalışmasında tam da bu ortaya çıkmıştır. Bu kişilerin açlık kan şekerlerine bakılmış ve yüksek çıktığında “efendim siz diyabet oldunuz, ilaç kullanmanız gerekir” denmiştir kendilerine… Ancak hekimin sözleri bunlarla bitmez.

Her iki hastadan bir tanesine şu sözü söylemek zorundadır; siz diyabet oldunuz ama ne yazık ki daha önceden böbreğiniz, gözleriniz ya da sinirlerinizde hasar oluşmuş. Yani diyabetin en önemli komplikasyonlarından bir veya ikisi halihazırda oluşmuş durumda.

Nedir bunun nedeni? Postprandial hiperglisemi, bakılmayan dönemdeki kan şekeri dalgalanmaları… Sonraları buna bir isim buldular; pre-diyabet diye. Şimdi bu da bir hastalık artık.

Bu endotel disfonksiyonu tıpkı şişmanlık gibi tüm metabolik hastalıkların yani medeniyet hastalıklarının ana oluşum mekanizmasıdır. Artık hastasınızdır ve kapitalist çarklar sizin için dönmeye başlar… Bu çarklar ancak siz ölünce durur sizin için. Çünkü mevcut hastalığınızın gerçek anlamda bir tedavisi (cure) yoktur. Ancak ilaçları kullandığınız sürece hastalığınız kontrol altındadır. Oysa bu tedavi değildir; tedavi belirli bir şikayetler manzumesinin belirli bir süre ilaç vs. bir yöntemle normale döndürülmesi ve bu sürecin sonunda aracınız her ne ise onun kesilmesi esasına dayanır.

İşte bize basit gibi gelen bu postprandial dönem damlaya damlaya göle, endotel disfonksiyonuna ve nihayet bir medeniyet hastalığına yardım ve yataklık eder.

Bu noktadan sonra zayıflamak, iştah kontrolü, daha çok hareket etmek gittikçe zorlaşır. Çünkü kan şekeriniz yüksek olsa bile bir grup organda (önce kas, sonra karaciğer ve en son yağ dokusu) insülin direnci gelişmiştir. Kandaki yüksek şeker hücrelerin içine girmekte zorlanır ve siz kanınız şeker kaynıyorken halsizlik, yorgunluk hissedersiniz. Hemen aklınıza bir şeyler atıştırmak gelir. Oysa sorun yiyecek eksikliğinde değildir; hücresel açlıktadır.

Bu ifade de en az endotel disfonksiyonu kadar önemli… Devam edeceğiz.

Bu yazıya bir yorum yap

Scroll Up
%d blogcu bunu beğendi: