Bir kardeşimiz cevap yazmış; hakkıdır. O istemese de yayınlamak boynumuzun borcudur. Ötekiler de görsünler gelecek nesli, iyi okusunlar, siz de okuyunuz efendim… İsterseniz okurken dinleyiniz

 

Sayın Hocam,

Bizim gözümüzde ve kalbimizdeki yeriniz; sizinkinin yanında atom içerisindeki

çekirdeğin kapladığı hacim gibi bir şey olacak ama bizler için çok ama çok

kıymetlisiniz. Bize küçük bir yerden atılan küçük bir nahoş söz karşısında bile bu

kadar dertlenmeniz bunun en net göstergelerinden birisi.

Hocam, biliyorum yazım ve anlam bozukluklarım oldukça fazla ama size en samimi

duygularımla yazmak istediğimi belirtmek için tekrardan düzeltme yoluna

gitmeyeceğim. Benim için birazcık zor ve utandırıcı bir süreç oluyor da. Bakın

gördünüz mü gene dönüp dolaşıp olayına “ben” (me me me me) kavramına getirdim.

 

Kıymetli Hocam, ne kadar denilen şeyler bizi üzse de artık kulaklarımızı bunlara

tıkayıp işimize bakmamızın zamanı geldi. Artık o kadar çok duyduk ki reseptör down

regülasyonu olmasının vakti geldi. Hem size ilginç bir olay anlatmak istiyorum.

Geçenlerde eski yurt binamızın yanına gitmem gerekti. Mezunların yıllıklarını astıkları

ağaç ve altındaki mezuniyet fidanlarının yanından içtima alanına geçtim. Normalde

çok duygusal bir insan değilim ama tarif edemediğim bir şey oldu. Bir üzüntü ama

basit bir üzüntü değil. Derinlerden gelen, hani en değer verdiğiniz şeyleri

saklarsınız ya ruhunuzda .. Hah işte tam oralardan gelen bir üzüntü. Yıllarca her

sabah ictimaya çıktığımız, çıkarken kaç defa “ulan yine mi? her sabah her sabah”

dediğimiz içtima alanı. Düşünüyorum da en büyük çakkallığımız içtimaya nasıl

katılmam da derse kadar 20 dakika daha uyurumdu. Ya da yine bir resmî tatilde

bombalı saldırı olasılığı var diye çıkışlarımızın iptal edilmesi ve tatilimizin iptal

edilmesi en büyük derdimizdi. Şimdi bakıyorum da en kötü düşüncemiz bile ne

kadar masumaneymiş. Her neyse ben bu düşünceleri 5 saniyeye sıkıştırırken yıllarca

yanından geçtiğim, okula ilk geldiğim gün bile gördüğüm bir pano dikkatimi çekti

tekrardan. Ama bu sefer başkaydı. Monoton bir okuma değildi bu. Derinlerden gelen

üzüntüm gibi derinlere inen bir sözdü. Hem sözün hemen üzerinde bir çift göz vardı.

Masmaviydi. Tam da bana bakıyordu. Ama bana bakmıyordu. Ruhuma seslenmek

istiyordu. Defaten duyduğum bu sözü bu sefer bir başka okudum -daha çok kana

kana içtim de denilebilir.

“söz konusu vatansa gerisi teferruattır”

Evet öyleydi. Her zamankinden daha farklı bir anlamını gördüm bu sözün. Vatana

hizmet edeceksem diğer şeylerin ne önemi vardı. Bana hain demişler, it oğlu it

demişler, daha neler neler demişler belki. Elimden haklarımı

almışlar belki. Yıllarca acı çektiğim, emek verdiğim hayatımı almışlar. Bizimle denk

tuttukları kişlerin yaz sıcağında deniz sefası, aile oçağında keyif çatarken bizim

Samsun’un öğle sıcağında alev alev yanan asfalta emredildiği şekilde yüzümü

yapıştırıp yanmasını hissettiğim bazılarına işkence gibi gelecek şeylere katlandığım

günlerimi çalmışlar belki. Belki de her şeyden de en önemlisi beş yıl boyunca özenip

bezenerek süslediğim her gün tekrar şekil verdiğim HAYALLERİMİ çalmışlar.

Hayallerimle birlikte yaşam amacımda kaybolmuştur belki. Bilirisiniz çok zordur bir

hayalin yıkılması. Ama ondan daha zoru onun elinizden alınıp sizin hayalsiz şekilde

dünyada yapayalnız kalmanızdır. Çünkü artık siz bir hiçsinizdir. Amacı olmayan sağa

sola savrulan bir poşet gibisiniz. Kimseye bir faydanız yoktur. Sanki ruhunuz

ölmüştür. Yiyip içen yatan bir varlıksınızdır sadece; hayalsiz.

Ama söz konusu VATAN. Onun için bunlar artık teferruat olmalı. Bana dedikleri

şeyler, beni engellemeye çalıştıkları her şeyi bir şekilde aşıp benim bu vatana hizmet

etmem lazım. Çünkü tüm bunlar hep birer “TEFERRUAT”. Ne kadar acı da olsa, ne

kadar zorda olsa, belki imkansız da olsa bunlar hep teferruat.

Atatürk’e de vatan haini demişlerdi zamanında. İdam kararı bile vardı. Bugünkü kavramlar o zamanda

olsa eminim ki terörist de derlerdi. Ama onun gibi “teferruat” ları teferrruat olarak

bırakmanın zamanı geldi. Çünkü söz konusu artık “VATAN”.

Bunun için en iyi yapabildiğimi düşündüğüm şeyi yapacağım. TIP. O kadar iyi kavramalıyım ki o kadar

çok uzmanlaşmalıyım ki o kadar çok hakkıyla başarmalıyım ki; yaptığım işlerle

“VATAN”ım yücelsin. Dar kafalı bir adamım başka bir şeyden anlamam çünkü. Ve

vakti geldiğinde ölümün, arkama bakıp “evet ya vicdanım rahat yapabildiklerimin en

iyisini yapmaya çalıştım belki de yapamadım ama çalıştım. En azından gidiş

yolundan puan verirler deyip” güzel bir ölüm yaşamak istiyorum. Çünkü

inanıyorum ki insan nasıl yaşarsa öyle ölür ve tabi ki öyle dirilir. Ve umuyorum ki

ben de dirildiğimde benim de “TEFERRUAT”larıma bakmazlar. :))

Çok uzattım farkındayım. Vaktinizi çaldım. Ama inanın bunlar en samimi

sözcüklerim. Olan kusurlarımı da “teferrruat”tan sayarsanız çok mutlu olurum.

Saygılarımla.

Bu yazıya bir yorum yap

Scroll Up
%d blogcu bunu beğendi: