Son dönemde piyasada görülmeye başlanan yeni saç ürünlerinin içinde deniz yosunu ve değişik renklerde deniz algleri, köpekbalığı kıkırdak proteini vs. gibi ürünler var. Çoğu tablet, kapsüller halinde sunuluyor. Deniz ürünlerinden elde edilen kuru ürünler ya da ekstreler tıpkı balık vb. gibi oldukça besleyici gıdalar. Proteinlerinin biyolojik değeri yüksek, mineral ve bazı vitaminlerden oldukça zenginler (1). Tüketilmesinin bir zararı olmadığı aksine yararlı olacağı düşünülebilir. Yine de bir iki noktaya dikkat etmekte fayda var.

Deniz yosunu ve alglerinden elde edilmiş hammaddelerle üretilmiş iki saç destek ürünü. Batıda oldukça popülerler. Bizim ülkemizde de satılıyor. Ancak kullanırken ne beklediğimizi iyi bilmemiz gerekiyor. 

Besinlerle alınan proteinlerin kaçınılmaz kaderi parçalanmaktır. Yani amino asitlerine ayrışmak. Bu işlem midede başlar ve barsaklarda devam eder. Besinlerle alınan bir proteinin “olduğu gibi” yani parçalanmadan vücuda emilmesi söz konusu değildir.

Dolayısıyla daha önce bir yazıda da değindiğimiz gibi proteinlerin biyolojik değeri önemlidir. Yani içerdiği amino asitlerin vücutta ne düzeyde kullanılabildiği ve esansiyel amino asit miktarları. Bu açıdan bakıldığında genel olarak hayvansal proteinler bitkisel olanlardan daha kalitelidir. Proteinlerin en kalitelisi de bildiğiniz yumurtada bulunmaktadır. Bu nedenle kaynağı ister gergedan boynuzu olsun ister leblebi tozu bir proteinin vücutta “olduğu gibi” kullanılması söz konusu değildir. Hatta asla değildir çünkü proteinler türe özgü yapıtaşlarıdır yani bizim yediğimiz proteinler eğer sindirilip parçalanmasa insanı ölüme sürükleyecek alerjik reaksiyonlara neden olabilirler. Zaten bu yüzden halen bir başka türden insana organ nakli yapılamamaktadır. Yani o türün (ör. Domuz, koyun veya maymun) proteinleri insana yabancıdır ve savunma sistemimiz hemen saldırıya geçer.

Proteinlerin sindiriminin özeti; proteinler mide ve barsakta amino asitlere kadar yıkılırlar. Dolayısıyla vücuda hiçbir protein bütün olarak alınmaz, emilemez, emilse alerjik reaksiyonlara neden olur. Çünkü o protein bize yabancıdır. Vücudumuz besinlerle alınan proteinleri parçaladıktan sonra emilim gerçekleşir ve kendi proteinlerini kendisi üretir. 

Çölyak hastalığı (glüten enteropatisi) olanlarda da benzeri bir durum vardır ve parçalanamayan bir protein bir sürü soruna neden olur. Demek ki bir proteinin ait olduğu türde işe yaraması başka, biz yediğimizde bizde işe yarar olması başka şeydir. Bu nedenle kaynağından bağımsız olarak protein demek insan vücudu için amino asit demektir ve vücut tüm tükettiğimiz proteinleri önce parçalar, barsaktan emer ve hücrelere ulaştırır. Daha sonra vücudumuz genetik bilgisindeki talimata uygun olarak kendi proteinini senzetler; bu sentezlenen proteine vücut savunma sistemi “self tolerans” gösterir yani o proteinin dost olduğunu anlar, tanır ve ona saldırmaz…

Dolayısıyla eğer bir deniz ürünü veya başka bir ürünün içerisindeki proteinlerin doğrudan etki etmesi beklenmez; yani böyle bir yol yoktur. Bu gerçek kollajen, kıkırdak gibi protein bazlı ürünler için de geçerlidir. Ancak bir ekstraktın içinde protein harici başka etken maddeler varsa, örneğin aloe veranın içindeki emodin gibi, bu maddelerin ayrıca saç dökülmesini önlüyor olabilir. Bu madde eğer protein yapıdaysa yine olmaz çünkü mide ve barsakta parçalanır.

Bazı yapılar ve küçük moleküller vücuda parçalanmadan girerler. Vitaminler, bitkilerin içerisindeki resveratrol (üzüm çekirdeği), curcumin (hint safranı) ve çayın içindeki kateşinler protein yapıda değildir, parçalanmadan vücuda emilirler. Dolayısı ile vücutta etki gösterebilirler. Bu maddeler de vücuda yabancıdır ancak küçük oldukları için savunma sistemi bunları göz ardı eder. Hastalıkların tedavisi amaçlı kullandığımız ilaçlar da böyledir. Yani küçüklerdir ve savunma sistemi onlara saldırmaz.

Algler denizlerin ormanlarıdır ve deniz canlıları için oksijen üretirler. Aynı zamanda çok besleyicidirler. 

Konumuza dönelim; ister deniz ürünlerinden olsun ister başka kaynaktan alınan proteinler vücuda ancak amino asitlere ayrıştırıldıktan sonra emilirler. Daha sonra da hücrelerimiz bu amino asitlerden kendi proteinlerini üretirler (örneğin kas hücreleri kasın kasılabilir proteinleri olan aktin ve myozini, saç kökündeki hücreler keratin, cilt hücrelerimiz de kollajeni gibi).

Deniz algleri ve yosunlarından elde edilen protein ve ekstraktlarla ilgili çalışmaları “kaliteli protein” alma çalışmaları olarak değerlendirebiliriz. Ancak bu kısıtlamayı protein harici maddeler için yapamayız. Yani eğer alg ve yosunların içerisinde başka aktif maddeler varsa bunlar yararlı sonuç verebilirler.

Kısa zaman önce yayınlanmış bir çalışmada (2) kahverengi alg (Undariopsis peterseniana)’in saç büyümesi üzerine etkinliği araştırılmış.

Bu çalışmada kahverengi algin etkinliği minoxidil ile karşılaştırılmış. Sonuçlar minoxidile göre daha iyi olmasa da, kahverengi algin saç kökünü besleme ve yeni saç çıkarma konusunda etkin olduğu ortaya konmuş. Bu sonucun kahverengi algin içindeki bazı protein dışı maddelerden olduğu anlaşılıyor çünkü saçı döktüğü düşünülen bazı maddelerin oluşumunu bloke etmiş.

Bahse konu çalışmada kahverengi alg ekstresinin etkinliği minoxidil ile karşılaştırılmış. Minoxidil 34. günde tüm alanı yeniden tüylendirmiş. En soldaki kontrol yani hiç uygulama yapılmayan gruba göre kahverengi alg 10 mikromol/ml konsantrasyonda epey tüylenme sağlamış gibi görünüyor.

Ve tüm bunlardan çok daha önemlisi bu alg, asıl hedefimiz olan dermal papilla hücrelerini bölünmeye sevk etmiş ki, hem oldukça iddialı hem de umut verici bir özellik. Son olarak kahverengi alg ekstresinin sıçanların sırtlarına sürüldüğünü ifade edelim. Dolayısıyla bazı tabletlerin içine de konulan bu tür ekstraktların ağızdan alındığında da etkin olup olmadıklarını bilmiyoruz. Dahası saç kökünde yeterli konsantrasyona ulaşıp ulaşmadığını hiç bilmiyoruz. O nedenle cerrahi yöntemler dışında en iyi saç ürünü tekniği ve içeriği ile öne çıkmış bir topikal yani deriye üstten uygulanan üründür. Ağızdan alınan takviyeler ancak bu ana tedaviye destek olması maksadı ile kullanılabilir.

 

  1. https://www.ncbi.nlm.nih.gov
  2. http://www.mdpi.com

 

Bu yazıya bir yorum yap

Scroll Up
%d blogcu bunu beğendi: