Mektup yazmak gibi bir nostalji bugünümün zorunluluğu olduğunda yazdığım ilk cümleydi bu. “Hayat, siz planlar yaparken başınıza gelenlerdir.” John Lennon. Söyleyecek çok sözüm vardı ama kelimeleri bir araya getiremiyordum. Şarkılara, şiirlere, romandan alıntılara sığındım mektuplarımda. Ve tüm hayatımızı değiştiren bir geceyi en iyi bu cümle anlatıyordu.

Hekim olma ideali ve görevini vatanın ücra köşelerinde yapmaya gönüllülükle çıktık yola. Okulumuzla, mesleğimizle, ülkemizle ilgili hayaller çizdik uykularımızda. İnsanlar zoru tercih etmemizi  “neden?” diye sorgularken, biz bunun anlaşılmaz bir durum olduğunu düşünmedik.  Çünkü vatanının her karışına sevdalı, başkaları için çalışmayı kendine görev bilen insanlar; mücadeleyle kurulmuş bir ülkenin evlatları olarak yaptığımız tercihler oldukça anlaşılırdı. O yüzden bu soruyu soranların bizlerle aynı duygulara sahip olmadığını düşünmeye başlamıştım. Sonra bir gece, tarihe meydan okuyan okulumuz haksız sebeplerle kapatıldı. Okulumuz kimliğimizdi ve biz kim olduğumuzu artık bilemiyorduk. Çalışmaya hazır pırıl pırıl beyinler (mezunlarımız) evlerinde bir bekleyişe mahkum bırakıldılar. Bize “Önce, zarar verme!” ilkesiyle mesleğimizin insanı sevmek ve korumak olduğunu öğreten hocalarımız mesleklerinden koparıldılar. Biz hayallerimizden ve geleceğimizden koparıldık.

Arkadaşımın “umut” ile ilgili bir yazı yazmamı teklif ettiği ilk an, nöronlarımda şimşekler çaktığını hissettim. Verebildiğim ilk tepki “Gerçekten mi?!” oldu, “Ben mi umudu anlatacağım?”. Bu istek elbette anlaşılabilirdi, çünkü şu an kimimizin ihtiyacı kimimizin elindeki tek şeydi umut. Ve belki de insanlara gülümsemeye çabaladığım günlerde onların yüzümde gördüğü duygu buydu. Ama her şeyin bu kadar kolay olmadığını hepimiz biliyoruz öyle değil mi? Gülümsemeleri üzüntünüze perde yapmanın, umuttan bahsetmenin, karşılıksız kalan mücadeleler vermenin kolay olmadığını…

Öğrendiğiniz, sevdiğiniz, uğruna hayatınızı koyduğunuz tüm o kutsal değerleri yıktıklarında sizden geriye bir şey kalmadığını hissediyorsunuz. Öyle bir boşlukta ve anlamsızlıkta kalıyorsunuz ki hiçbir kıpırdama göstermiyorsunuz. Herkesin yanınızdan yürüyüp geçtiği bir caddede hareketsiz hayal edin kendinizi. Günler geceler geçiyor, insanlar yanınızdan devam ediyor, bazıları geçerken sırtınızı sıvazlıyor bazıları sizi görmüyor bile. Hayat devam ederken siz, kendinizi donmuş buluyorsunuz.

Ben de dondum, olayların düzelmesini bekledim. Beklememin nedeni, kalabalığın doğruyu göreceğine güveniyor olmamdı sanırım. Ama anladım ki siz çaba göstermediğinizde evren sizin yerinize mücadele vermiyor. Her şeyin düzeleceğine inanmazsanız çabalamak için yeterli enerjiye sahip olamazsınız. Yeterince hareketsiz kaldıktan sonra gözlerimi gökyüzüne çevirdim, umudu çağırdım ve derin bir nefes çektim içime. Bu nefes yapacak çok işim var demekti. Bazı gerçeklerin farkına vardım bu süreçte. Örneğin kimse kimsenin acısını kendi acısı gibi derin hissedemez. Ancak başkasının acısının farkında olmak, o kişi için yapabileceğiniz ilk ve en büyük adımdır. Çünkü farkındalık çözümü beraberinde getirir. Ben de insanların acılardan bihaber olmasına izin vermemeye gayret gösterdim ve insanların acılarını dinlemeye. Tahammül sınırlarımı genişletmeye çabaladım, tahammülün haksızlıkla mücadelenin bir yolu olduğunu gördüm. Doğru ve yanlışlarımı bana zaman gösterdi. Binlerce insana yapılan haksızlığa karşı nasıl tavır almam gerektiğini keşfettim.

Çıktığınız yollarda yalan söyleyen; öfkeden gözü, kıskançlıktan gönlü kararmış; kendinden emin yürüyen insanlar olacak, zaten her yerdeler. Bu insanların gerçekleri unut(tur)malarına müsaade ettirmemeli.

Her şeyi elinizden alabilirler, bir şey hariç: vicdanınızın size verdiği özgürlük. Mağdur edilenlerin vicdanlarında yaşadığı özgürlüğü kimse çalamaz. O yüzden elinizden her şeyi alsalar da sizde kalan özgürlük, gülümsemeniz için bir neden oluveriyor. Gülümsemeniz başkalarına umut, başkalarına umut olmak size güç veriyor; yaşama gücü.

Yavaş yavaş ölürler, her gün aynı yolları yürüyenler” diyen yazara hak veriyorum. Yaşamaya devam etmek için yeni yollar çizmeliyiz, her zorluk bizim için yeni bir yol. Yollardaki çizgiler gidilen yeri, alnımızdaki çizgiler geçtiğimiz yerleri anlatıyor diyebiliriz. Hayatta kesin doğrular olmadığından iyi olanı bulmak için devamlı deneriz. Bazen biz hataya düşeriz, bazen üstümüze kapılar kapanır.

“Her şey üstüne gelip, seni dayanamayacağın bir noktaya getirdiğinde, sakın vazgeçme! Çünkü orası gidişatın değişeceği yerdir.” der Mevlana.

Belki de hayat denemeye devam etmektir.

   mavi küçük jaws

Bu yazıya bir yorum yap

Scroll Up
%d blogcu bunu beğendi: