Size iyi ve kötü haberlerim var; iyi haber şu, irisin diye bir var ve beyaz yağ dokusunu kahverengiye çeviren sistemi çalıştırıyor; bu sistemin bir parçası…

Kötü haber şu; bu hormonu çalışan kaslar üretiyor. Yani kaslarınızı çalıştırmak zorundasınız.

Ben şunu anladım; insan vücudunda kullanıp kullanmamanın belirli oranlarda elimizde olduğu iki ana organ/sistem var. Tabii tüm organlarımızı kullanıyoruz kullanmasına ama bazılarının düzeyini biz ayarlayabiliyoruz.

Birincisi beyin, ikincisi bizi hareket ettiren kas ve iskelet sistemi… Biz Türkler herhalde “israf olur” düşüncesi ile ikisini de ekstradan kullanmayı pek sevmiyoruz. Bunun onlarca nedeni olabilir, ama Demirel gibi “beyin vardı da biz mi kullanmadık?” diyemezsiniz. Kaslar konusu biraz daha farklı, memleketin spor altyapısı yerlerde sürünüyor. Yeşilliğe açız, günlük hayatımıza hoş bir yürüyüşü sokmak o kadar kolay değil… Ama birincisinde kesinlikle biz suçluyuz.

 

Egzersiz ve hareketli bir yaşamın ne kadar sağlıklı olduğunu artık herkes biliyor. Beynimiz de egzersizden çok hoşlanıyor ve depresyondan Alzheimer’a kadar pekçok hastalığa karşı daha dirençli oluyor. Okuyun ve yürüyün… Daha iyi yapacak fazla bir şey yok bu dünyada…

İşte bu iki organ, kullandıkça hem gelişiyor hem de diğer sistemleri etkileyen maddeler salgılıyorlar. Beyni bir yana koyalım, zaten pek ihtiyaç duymuyoruz. Gelelim kas ve yağ dokusuna…

Hatırlarsanız yağ dokusundan salınan hormon ve hormon benzeri maddelere “adipokin” demiştik; kastan salgılanan hormon ve hormon benzeri maddelere de “myokin” diyoruz. İşti bu irisin var ya bu irisin tam bir myokin…

Yağ dokusundan salgılanan hormon ve benzeri habercilere adipokin, kas dokusundan salgılananlara ise myokin diyoruz. Myokinlerin en önemlilerinden bir tanesi de İrisin…

Yağ dokusundan salgılanan adiponektin ve resistinden bahsetmiştik daha önce. Salgılandıkları organdan kana geçip karaciğer, damarlar, pankreas vs. bir sürü yerde iyi/kötü etkileri vardı. İşte irisin de kastan salgılanıyor ve doğruca beyaz yağ dokusuna gidip orada görevini yerine getiriyor.

Sadece bununla kalmıyor, yıllardır tüm diyabet hastalarına “hareket edeceksin, hareket edersen insülin direncin azalır, kan şekerin daha kolay düzenlenir vs.” gibi sözleri söylememize neden olan hormonlardan bir tanesi bu irisin…

İrisin hormonu çok önemli bir özelliğe sahip; beyaz yağ dokusunu kahverengiye çevirebiliyor. Bu mekanizma başta şişmanlık ve şeker hastalığı olmak üzere, medeniyet hastalıklarının tedavisinde yeni umutlar yeşertiyor…

Daha önce söylediğimiz gibi asıl olarak çizgili kas yani bizi hareket ettiren kaslardan salgılanıyor irisin. Ve tabii ki, hareket ettirdikten sonra. Yani egzersize duyarlı bir hormon. Yapılan çalışmalar bunu net bir şekilde ortaya koymuş, ancak karışık durumlar da var. Örneğin profesyonel sporcularda egzersize bir süre sonra yanıt vermiyor bu hormon. Yani onlar daha çok hareket etseler de (antrenman, sportif faaliyet, yarışma vs.) artık daha çok irisin salgılanmıyor.

Bir de soğuğa maruz kalma artırıyor irisin üretimini. Olasılıkla kaslarımızda ortaya çıkan titreme üretimini uyarıyor. Zaten daha önce de ifade etmiştik, soğuğa maruz kalmanın beyaz yağ dokusunda mitokondri miktarını artırdığını.

Daha güzel bir etkisi var irisinin. Başta kaslar olmak üzere karaciğerin ve bazı çalışmalarda böbrek ile beynin glikoza duyarlılığını artırıyor. Yani bu organlar kandaki -fazla, glikozu daha kolay hücre içine alıyorlar. Bunun anlamı insülin direncinin düşmesi demek. Yani tip 2 diyabet hastalarında en çok olmasını istediğimiz etki.

Çalışmalar henüz çok yeni, ne tarafa evrileceğini kestirmek zor. Ancak bir iki öngörüde bulunabiliriz.

Daha önce leptin ile ilgili de benzer fırtınalar esmişti. Leptin beyaz yağ dokusundan salgılanan bir hormon. Beyne önemli sinyaller taşıyor. En başta şu sinyali; vücuttaki toplam yağ dokusu (seferi enerji stoku bilgisi) hakkında bilgi veriyor. Eğer stoklar yeterli/fazla ise iştahı azaltmaya yardımcı oluyor. Bu bilgi öğrenildiğinde leptinin zayıflama sektöründe bir devrim olacağı inancı pekişmişti. Ancak öyle olmadı.

İrisin kemik sağlığı için de çok önemli; siz egzersiz yaptıkça kaslarınız irisin salgılıyor, irisin de yeni kemik yapımını uyarıyor. Yaşlılar için ballı börek…

Öyle olmamasının birinci ve asli nedeni, şişman insanların beyninde tıpkı insülin gibi leptin direncinin ortaya çıkmasıydı. Yani beyin leptin ile taşınan bilgiye duyarsız kalıyor. Vücutta beyaz yağ dokusu arttıkça daha çok leptin salgılanıyor ancak beyin bu bilgiye sağır kalıyor. Bu nedenle beklenen devrim gerçekleşmedi.

İkinci durum da şu; leptin, insülin, ghrelin ve nihayet şimdi irisin protein yapıda hormonlar. Ağızdan alındıklarında mide ve barsaklarda parçalanıyor ve fonksiyonel yapılarını kaybediyorlar. Bu nedenle 1920’lerde insülinin keşfinden bu yana, halen hastalar enjeksiyonla insülin uyguluyorlar. Anlayacağınız kolay bir alınma şekli yok bu hormonların. Oysa tiroid hormonları ağızdan rahatlıkla alınabiliyor -protein yapıda değiller ve mide-barsak sisteminde yapıları değişmeden vücuda emiliyorlar.

 

İrisinden tedavi edici hekimliğe ne tür kolaylıklar ve opsiyonlar çıkacak şimdiden söylemek zor; ancak kas ile yağ dokusu arasında böyle bir hormonal haberleşme olduğunu bilmek önemli, bu bir. İkincisi, egzersiz ile insülin direncinin nasıl azaldığını şimdi daha iyi anlıyoruz. Bu bilgiler elbette ileride hastaların lehine olacaktır. Ancak önü alınamayan şişmanlık için henüz ufukta toplumlara -aşılama gibi, yaygın olarak uygulanabilecek bir yöntem görünmüyor.

“Kardeş iri misin?” diye soru sorunca, evet cevabı aldığımızda “bu hiç sorun değil, al sana bir irisin, sen bu işi bitirirsin” demek henüz mümkün değil.

Bu yazıya bir yorum yap

Scroll Up
%d blogcu bunu beğendi: