İnsanoğlu son çeyrek asırdır iç güzelliği bırakıp dış güzelliğe, tinsel olandan iyice vazgeçip tensel olana ram olmuş durumda. Doğruluğunu yanlışlığını tartışmaya ne gerek var ne zaman.

Ancak bu dış güzellik sadece deri ile ilgili değil elbette. Örneğin, şişmanlık, irilik ne derseniz, neredeyse sağlıklılık ve iç güzellikle birebir ilintili. Dolayısı ile estetik bir yana, insanları -insan gibi, zayıflatmanın yollarını bulmak insanlığa büyük bir hizmet gibi görünüyor.

Obezite artık pandemik; yani tüm toplumları yaygın olarak etkiliyor, görülme sıklığı hızla artıyor, görülme yaşı da benzer bir hızla düşüyor. Şu an dünya üzerinde zengin, fakir, doğulu, batılı hiçbir toplum “fazla kiloların” pençesinden adam gibi kurtulabilmiş değil.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre 1980 yılından 2010’a kadar (30 yıl) dünyadaki şişman insanların sayısı ikiye katlanmış durumda. 1.5 milyardan fazla erişkin fazla kilolu veya şişman. Beş yaş altı şişman çocuk sayısı çoktan 50 milyonu geçmiş durumda. 

Üzerinde çok çalışılmış, çok araştırma yapılmış bu konuda bir o kadar sahte, tamamen ticari yöntem, aldatmaya yönelik, insan organizmasına yabancı, uyduruk cihaz, ilaç, gıda takviyesi vs piyasada kol geziyor. Kimisi çaresizlikten, kimisi iradesizlikten deniyor bunları. Çoğunlukla sonuç hüsran. Kilolar yerine paralar eriyor.

Ancak hiç kimse “az ye, çok yürü” gibi dillere pelesenk olmuş ilkokul düzeyi bilgilerle de zayıflayamıyor. Akupunktur, bazı özel diyetler ve beslenme yöntemleri, gıda takviyeleri, çelik gibi bir irade ile desteklenirse az çok işe yarıyor. Ama kalıcılığı konusu ayrı bir tartışma konusu…

Hastalık bu kadar yaygın, hasta bu kadar çok olunca çeşit de ona göre artıyor. Arz talep meselesi. Son zamanlarda topa cerrahlar başka bir taktikle yeniden girdi. Neden öyle diyorum; çünkü balon, mide küçültme, kelepçe gibi yöntemler toplumda tam bir karşılık bulamadı. Konuya uzak olduğum için bu kadarla yetiniyorum.

“Metabolik cerrahi” hoş bir isim; bu cerrah meslektaşlarımızın yeni yöntemlerinden bir tanesi. Kulağa hoş geldiği kadar, metabolizmaya da hoş gelir gibi duruyor. Ancak uzun dönem etkileri konusunda en azından benim yeterli bilgim yok.

Mideden salgılanan bir hormonumuz var; Ghrelin. Türkçesi, açlık hormonu. Bizi acıktırıyor, yemek aratıyor, atıştırmaya yöneltiyor vs. Elbette bu kadar basit değil, ama kısaca böyle. Bu hormonun mideden salgılandığı bir bölge var, o bölgeyi çıkarıyorlar. Böylece vücudumuzda açlık hormonu üretimi mecburen azalıyor. Kulağa ve mantığa hoş geliyor. Mide, duvarının bir kısmı alınsa da tüm işlevlerini yapabilen bir organ. Bir sorun olmuyor anladığım kadarıyla. Bir de barsaklarda işlem uygulanıyor. O benim hiç hoşuma gitmiyor, ama metabolik etkinliği olduğu anlaşılıyor.

Ghrelin midenin üst kısmından salgılanan bir hormon, mideden beyine açlık sinyali taşıyor. 

Açlığı yöneten tek hormon ghrelin değil, mekanizma çok karışık. Ancak insanların acıkma ve atıştırma duygusunu uyaran önemli bir hormon bu. Dolayısıyla “metabolik cerrahi” isminin hakkını veriyor. İnşallah etkinliği de öyledir.

 

Gıda alımı, iştah ve enerji harcanması ile ilgili mekanizmalar çok karışık. Zaten öyle olmasa daha çok ilerleme sağlayabilirdik. Sahada bir sürü oyuncu var; üç tanesi büyük oyuncu… Bunlar yağ dokusundan salgılanan leptin, pankreastan salgılanan ve bizim sadece kan şekerini düşürdüğünü zannettiğimiz insülin ve mideden salgılanan ghrelin… Ancak barsaklarımızdan on kadar daha hormon var salgılanan, hepsi başta beyin olmak üzere karaciğer ve yağ dokusu ile ilişkili… Biz sadece acıkıyor ve yiyoruz, arkada devasa bir mekanizma çalışıyor. O nedenle hepimiz zayıflamanın gerekliliğine inanmamıza rağmen azımız bunu başarabiliyoruz. 

Biz daha fizyolojik mekanizmaların peşindeyiz. Daha önce de yazmıştım. Beyaz yağ dokusunu az da olsa kahverengiye çevirmeye çalışmak güzel bir strateji olabilir. Cerrahi olmayan yöntemlerle mideyi küçültmek ve doyma hissini daha erkene çekmek.

Bunlar olmayacak şeyler değil; ancak zaman ve ar-ge gerektiriyor. İnsan vücudunu daha iyi anlamak, onunla anlaşmak, ona rağmen bir şey yapmamak. Savaşmak yerine barış masasına oturmak.

Cerrahi yöntemlerin uygulanacağı hastalar çok, morbid obezitede, yani ileri düzey şişman insanlarda önce liposuction ile yağların bir kısmının alınması elzem olabilir. Çünkü kişinin artık o hali ile ne hareket edebilmesi mümkün ne de diyetine uyabilmesi. Kelepçe, mide küçültme, barsakların pozisyonunun değiştirilmesi ve nihayet metabolik mide cerrahisi çok insana yardımcı olabilir.

 

Mide boş iken ghrelin salgısı artıyor bu da iştahın (appetite) artmasına neden oluyor. Mide dolu olunca duvarları geriliyor ve hücreler ghrelin salgılamayı durduruyorlar. Bu da yemek yeme isteğinin azalmasına yardımcı oluyor. Zaten mideniz dolmuş gerçi, daha nerenize yiyeceksiniz!

 

Ancak her üç erişkinden bir tanesinin şişman, bir tanesinin fazla kilolu olduğu bir toplumda herkesi ameliyat edemezsiniz. Bu nedenle mutlaka daha az invaziv, yani girişim gerektirmeyen, daha fizyolojik yöntemlerin önü açık hem de çok. İşte bunlardan bir tanesi biraz evvel kısaca bahsettiğim beyaz yağ dokusunu kahverengiye çevirmek olabilir.

Olabilir mi, neden olmasın?

Ghrelinden sonra, yeni bir hormon çıktı karşımıza; adı irisin.

 

Adama soruyorsun, “kardeş iri misin?” adam başını sallayarak biraz mahcup cevaplıyor, zaten vaziyetten belli. Sen de diyorsun ki “evet irisin, o zaman sana bir kapsül irisin!”

Keşke bu kadar kolay olsa.

Devam edeceğiz.

Bu yazıya bir yorum yap

Scroll Up
%d blogcu bunu beğendi: