Soru size komik gelmiş olabilir. Ama ben bu soruyu sorarken gayet ciddiyim. Modern yaşam, uzayan ortalama ömür ve çevremizin hızla değişmesi bu soruya nüfus kağıdı ya da annenizin dokuz aylık hamileliğinin bitiş zamanı ile cevap vermeyi neredeyse imkansız kılıyor; o sizin kronolojik yaşınız.

Ne zaman dünyaya geldiniz sorusunun cevabı anlayacağınız. Ancak kaç yaşında olduğunuza dair bilimsel bir sorunun cevabı olmaktan epeyce uzak. Çünkü hepimizin bir kronolojik (takvim) yaşı var ve bu değiştirilemez. Bundan başka, biyolojik yaşımız da var. Belki bunu da iyi kötü duydunuz. Ancak metabolik yaş ve pineal yaş diye bir şeyler duymuş olmanız biraz zor görünüyor.

Yaşadığımız çağ itibarı ile hastalıklarla iyi kötü mücadele edebiliyoruz. Cerrahi müdahale yeteneklerimiz, cihazlarımız, görüntüleme imkanlarımız olağanüstü gelişmiş durumda. Tabir yerinde ise vücutta bir hücrede yaprak kıpırdasa bunu öğrenebiliyoruz. İlaçlar (tedavi edici hekimlik) almış başını gidiyor. Ancak yanlış giden bir şeyler yok mu?

Var, hem de çok. Mesela eskiye nazaran kolay hasta oluyor, çok fazla ilaç kullanmak zorunda kalıyoruz. Ortalama ömür belki 60’lardan 80’lere dayandı ama ilaçsız, hastalıksız ömür bir o kadar kısaldı. Kalp krizi yaşı 40’larda… Tansiyon veya şeker ilacı kullanmayan 50’nin üzerinde kaç insan tanıyorsunuz? Ya da geçmeyen ağrıları olmayan, uyku sorunu çekmeyen, psikolojik sorunlarının tıbbi yardımsız (ilaç, psikoterapi, yoga, meditasyon vs.) üstesinden gelebilen…

Demek istediğim gayet açık; bir şeyler yanlış gidiyor. Eğer görüntüleme, laboratuvar analizleri, cerrahi operasyonlar konusundaki ilerlemeler kadar “Koruyucu Hekimlik”te de ilerleyebilseydik, bunlara çok daha az ihtiyaç duyardık. “Hastalıkların önlenmesi – ötelenmesi ve sağlıklı yaşam süresinin uzatılması” konusunda ne yazık ki aynı başarıyı gösterebilmiş değiliz.

Bunun bir nedeni kapitalist dünyanın hastalıkları tedavi etmedeki (Tedavi; burada İngilizce “cure” anlamında kullanılmıştır. Yani bir hastalık var, onun da çaresi… Çaresini kullanıyorsunuz ve bir süre sonra hastalık ortadan kalkıyor, tam iyileşme hali geri dönüyor, hastalık şifa buluyor) oportünist isteksizliği.

Şimdi düşünün şeker hastalığını, tansiyonu ya da geçmeyen ağrılarınızı… Hangisi gerçek manada şifa (cure) buluyor? Sanırım bu sorunun yanıtı, takvim yaşınızı söylemek kadar kolay; hiçbiri… Bu tür hastalıklar şifa bulmuyor, ancak ilaçları kullandığınız sürece insan hayatını tehdit etmeyecek bir seviyeye indiriliyor. Bu tedavi değil… Diyabet bir haftada tedavi olsaydı kaç paraya mal olurdu bir düşünün, şimdi hayatınız boyunca ilaç kullanmak durumundasınız, bunun maliyetini bir düşünün. Neyse konuyu dağıtmayalım.

 

Şekilde özetlendiği gibi sadece biz insanların saati yok. Vücudun da kendine ait bir saati var. Ana saatimiz beynimizde suprakiazmatik nükleus denen bir bölgede bulunuyor. Bu bölge insan vücudunda hangi organın ne zaman ne kadar çalışacağına dair zaman bilgisini sinirler ve ürettirdiği haberciler vasıtasıyla vücuda gönderiyor. Ana saat ile organlardaki saatler ne kadar uyumlu çalışırsa, biyolojik yaşınız o kadar yavaş ilerliyor.

Takvim yaşımız bize eskisi kadar çok bilgi vermiyor. Şimdi biyolojik yaşımız, metabolik yaşımız ve pineal yaşımız hastalıklardan korunmak ve yaşla birlikte görülme sıklığı artan hastalıkları öteleyebilmek için (şeker, tansiyon, Alzheimer, demans, eklem rahatsızlıkları, metabolik sendrom vs.) daha belirleyici.

Bu nedenlerle takvim yaşımıza bakıp aldanmamalıyız. Koruyucu hekimlik günümüzde çok göz ardı edilen bir hekimlik uygulaması. Bir kere kim uygulayacak belli değil. Aile hekimliği müessesesi kısa zaman içinde reçete yazdırma, raporlu ilaçların tekrarlanması, birinci basamak tedavi hizmetlerinin yeterli olduğu hastalıkların tedavisi konularında boğuldu gitti. Koruyucu hekimlik ayağı yine akim kaldı. Eh, ne de olsa devlet baktığınız hasta sayısına göre değerlendiriyor sizi, önlediğiniz hastalık sayısına göre değil.

Sağlığı konusunda bilinçli ve duyarlı insanların doğru, güvenilir, bilimsel temellere dayanan bilgilere ulaşabileceği hekim sayısı çok az. Aslında böyle bir açlık çeken insan sayımız az. Çünkü koruyucu hekimlik öneri ve uygulamalarının sonuçları kısa vadede ortaya çıkmıyor. Hastalıksız geçen yaşam süresini uzatmak ve hastalıkların ortaya çıkma zamanlarını ötelemek göze gelmiyor. Herkes kendi bildiğince bir şeyler yapmaya çalışıyor.

Televizyonlar, gazeteler, internet sonsuz sayıda sağlık haberi ve önerisi dolu. Ancak ak ile kara birbirinden ayrılamıyor. Hekimler halkın önünde kavgaya tutuşuyor; bilgiler çok çabuk kirleniyor. Böylece olan yine koruyucu hekimliğe oluyor.

Biyolojik, metabolik ve pineal yaşımız alıp başını gidiyor ve tüm tıbbi imkanlara rağmen her geçen gün daha fazla hastalıkla daha erken yaşlarda karşılaşıyoruz. Demek ki takvim yaşımız bizi hastalıklardan korumuyor.

Öyle tahmin ediyorum ki zamanla sağlığı konusunda hassas olan insanların sayısı artacak ve toplumun talebi koruyucu hekimlik arzını genişletecektir.

İnternette bu tür yaş hesaplamaları yapan siteleri bulmak mümkün, ancak ticari yönünün ağır bastığını söylemeliyim. Burada önemli olan birebirde hekim-danışan ikilisinin doğru ve bilimsel değerlendirmeler yapmasıdır. Yine de meraklı olan için http://vitalityage.com ve http://www.glycanage.com sitelerine göz atılabilir.

Scroll Up
%d blogcu bunu beğendi: