C vitamini bizim tabirimiz ile askorbik asit doğada en yaygın bulunan maddelerden bir tanesidir. Neredeyse tüm meyve ve sebzelerin içinde bulunur. Limon ve turunçgiller ile meşhur olsa da örneğin maydanoz ve kötülenen patates C vitamininden çok zengindir (1).

Memelilerin ve diğer hayvanların çoğu kendi C vitaminini sentezleyebilir. Evrimin hangi basamağında ne olduysa biz C vitamini sentezlemekten vazgeçmişiz (!). Zaten o yüzden vitamin diyoruz. Böyle bir vitamin daha var: D vitamini… Aslında vücutta üretiyoruz, ama yeterli gelmiyor bazen. Hele ki şu anda üreme çağındaki kadınların çoğunda D vitamini eksikliği var. Buna bir başka yazımızda değinmiştik (2).

C vitamini 1920’lerin sonundan beri biliniyor. 1990’lara gelindiğinde ABD’de en çok tüketilen gıda desteği olmuştur. Bu iki tarih arasında bir yerlerde Kanadalı bir doktor, Dr. McCormick bir hipotez geliştirir; “kanser C vitamini yetersizliğine bağlı bir kollajen hastalığıdır” (3). Bu teori zaman içinde epeyce taraftar toplar ve yüksek doz C vitamini tartışmaları günümüze kadar süregelir.

C vitamininin suda çözünmesi, yağda çözünen vitaminler gibi (A,D,E,K) vücutta birikme riskinin olmaması ve non-toksik kabul edilmesi de bu tedaviyi savunanları cesaretlendirmiştir. Askorbik asit bugün gıdalarda, kozmetik ürünlerde de yaygın kullanılan bir vitamindir. Bir kanser ilacı olarak yüksek doz C vitamininin şu mekanizmalarla etki ettiği düşünülmektedir.

  • Klasik bilgi olarak immün sistemi güçlendirir, mikroorganizmalarla savaşan beyaz kan hücre üretimini (lenfosit) uyarır.
  • Kollajen sentezinde ko-faktördür. Kollajen üretimini artırarak kanser dokusunun büyümesine engel olur (Kanser hücrelerinin etrafına duvar örer.).
  • Hyaluronik asiti yıkan hyaluronidaz enzimini bloke ederek kanser dokusunun yayılmasına (metastaz) engel olur.
  • Kanserleşme potansiyeli olan virüslerin üremisini yavaşlatır.
  • Kanser cerrahisinden sonra yara iyileşmesini hızlandırır (kollajen sentezini artırarak).
  • Bazı kanser ilaçlarının etkilerini potansiyalize eder (artırır) (tamoxifen, cisplatin gibi).
  • Bazı kanser ilaçlarının yan etkilerin detoksifiye eder (azaltır). Örneğin adriyamisin böyledir.
  • İyi bir su fazı antioksidanıdır, serbest radikallerle savaşır.
  • Bazı karsinojenik maddelerin zararlı yanlarını törpüler (3).

Tüm bunlar kadar önemli bir mekanizma daha var; o da şu…

  • Glukoz molekülüne benzerliğinden dolayı hücrelerin içine glukozla yarışarak girer (4).

Hücrelerin tercih ettiği ana enerji kaynağı glukoz (solda) ve C vitamini (sağda). Yapıları birbirine çok benzer, bu nedenle hücrelere glukozun girmesine aracılık eden “Glukoz Taşıyıcılar (GLUT)” aynı zamanda C vitamini için de iyi birer taşıyıcıdır. 

Kanser hücresi tam kapasite çalışan bir fabrika gibidir; tamamen bölünmeye, çoğalmaya odaklanmıştır. Bu nedenle hep yüksek enerjiye ihtiyaç duyar ve bu enerjiyi en hızlı şekilde üretmek ister. Bu nedenle glukoz bağımlıdır; hücreye glukoz yerine C vitamini alınca koynuna yılan sokmuş olur.

Şekilde bir glukoz taşıyıcının (GLUT1-Glucose Transporter1-Glukoz Taşıyıcı1) C vitaminini hücreye sokması şematize edilmiştir. Hücrenin içinde yüksek miktarlara ulaşan C vitamini özellikle kanser hücrelerinde enerji krizine neden olur. Çünkü kanser hücrelerinin metabolizması çok yüksektir, devamlı bölünür ve normal hücrelere göre çok daha fazla enerjiye ihtiyaç duyar. Metabolizması yüksek her hücre (koşarken kaslar, hızlı atan kalp, çalışan beyin vs.)  enerji kaynağı olarak glukozu tercih eder. Çünkü glukozun enerjisini hızlıca açığa çıkarabilir. Yağlar enerjiden daha zengindir ancak onların enerjisini açığa çıkarmak için daha çok zaman gerekir.  

Üzerinde durulması gereken bir başka husus hidrojen peroksit (H2O2) üretimidir. Yüksek doz C vitamini hücre dışı sıvıda hidrojen peroksit üretimini artırmaktadır. H2O2 bahsi daha önce de geçmişti. Hatırlarsanız ozon tedavisinin etki mekanizmasından bahsederken ozonun da H2O2 üretimini artırdığını söylemiştik. Bu noktadan hareketle ozon tedavisinin de kanser hastalarında “YARDIMCI” tedavi olarak kullanılabileceği çıkarımı yapılabilir.

H2O2 bahsine geri dönelim. Bu madde sanayide kağıt beyazlatıcısı olarak kullanılır. Güçlü bir oksitleyicidir. Bunun yanında antiseptik özellikleri vardır. İnsan vücudunda milyonlarca kez seyreltilmiş miktarı ise bir “haberci”dir (5).

Hidrojen peroksit çok düşük miktarlarda bir habercidir ve hücrelerin çalışması üzerine oldukça farklı etkileri vardır.

Yüksek miktarlarında son derece tehlikeli bir oksitleyici olan hidrojen peroksit çok düşük dozlarında önemli bir haberci ve tedavi aracısıdır. Burada yine temel prensiplerimizden biri olan “Bir maddenin zehir mi ilaç mı olduğunu kendisi değil dozu (miktarı) belirler.” ifadesini hatırlamamız gerekir.

Özetle, yüksek doz C vitamini de tıpkı ozon tedavisi gibi kanser hastalarının kemo-radyoterapilerini “YARDIMCI” olan birer tedavi yaklaşımıdır. İkidir “yardımcı” kelimesini BÜYÜK harflerle yazmamız klavyenin Caps Lock tuşuna yanlışlıkla basılmasından değil efendim.

Her iki tedavi yöntemi de ancak major (ana, temel) bir tedavinin varlığında yardımcı olur. Yardımcı aslın yerine konulamaz; yerleri değiştirilemez. Bu nedenle “sadece” ozon ya da yüksek doz C vitamini ile kanserin tedavi edilebileceğini söylemek umut tacirliği olur. Siz en iyisi yakınlarınızı ve kendinizi “GÜVEN”diğiniz bir onkoloji uzmanına teslim edin; hekiminize ne isterseniz sorun ve onun dediklerini yapın.

Diyebilirsiniz ki hekimin, onkoloji uzmanının güvenilmezi olur mu; olur efendim olur, bu insandan her şey olur. Sadece etrafınıza biraz dikkatli bakmanız yeterli…

 

  1. http://advances.nutrition.org
  2. http://www.drkorkmaz.com
  3. http://www.altmedrev.com
  4. http://jn.nutrition.org
  5. https://www.ncbi.nlm.nih.gov

 

1 Comment

Bu yazıya bir yorum yap

Scroll Up
%d blogcu bunu beğendi: