İnsanlık tarihi dramlarla doludur; bazen parasızlık, bazen hırs ve çekememezlik ya da hayatın zorlayan başka yönleri insanı daha evvelden hiç aklına gelmeyen dramların aktörü yapıverir. “Ne oldum deme ne olacağım de.” sözü belki de böyle durumlar için söylenmiştir.

Değişik söyleniş şekilleri olan “Kastrato” kelimesi İtalyanca’dan türemiş ve başka dillere küçük değişikliklerle geçmiştir. Kastrato; küçük yaşta soprano (ince), mezzo-soprano (soprano ile kontralto arası kadın sesi) ya da kontralto (en kalın kadın sesi) seslerinden birine sahip yoksul ve yetenekli erkek çocukların bu seslerini kaybetmemeleri için kendilerinin (!) ve ailelerinin rızası alınmak suretiyle hadım edilmeleridir. Hadım etme işlemi mutlaka ergenliğe girmeden ve ses kalınlaşmadan yapılmalıdır. Böylece erkeklik hormonu testosteronun sesi kalınlaştırıcı etkisi ortadan kaldırılır.

Bu çocukların sesleri aynıyla kalır ve kastrato olarak kolay iş bulurlar. Bazıları saraylarda daha talihsiz olanları gezgin tiyatrolarda hayatlarını kazanır.

Bu gelenek 16. Yüzyıl Avrupa’sında başlamış ve yasaklanıncaya kadar yaklaşık 400 yıl süregelmiştir.

İnsanlar henüz hormonları keşfetmeden onların etkilerini fark etmiş ve zaman içerisinde bunları doğru yanlış amaçlar için kullanmıştır. İlk hadım hadiseleri Antik Mısır’a dayanır. Piramitlerin yapımında çalışan erkek işçileri Firavunlar hadım ettirmiştir. Bu sayede bir taşla çok kuş vurmuş olur. Ancak Antik Mısır’da hadım etme işlemi kastratolardaki kadar erken yapılmaz. Kölelerin kaslarının gelişmesi beklenir; daha sonra kastre edilirler.

Mısır kölelerinin kastre edilmelerinin birkaç nedeni vardır. Birincisi kas gelişimi tamamlandıktan sonra cinsellik için zihinsel ve bedensel enerji harcamamalarıdır. Böylece kendilerini pramitlerin inşaatına daha çok verebilirler. İkincisi bununla paralellik arz ediyor; evlenme istekleri olmaz. Böylece bakmak zorunda oldukları bir aileye sahip olmazlar ve bu firavunların işine gelir. Nihayet kastre köleler agresif ve kavgacı değildir.

Tüm bunlar ergenlikte “testosteronun kana yürümesi” ile ortaya çıkan özellikler. Erkeklerde testisler ergenlikle birlikte yüksek miktarda testosteron yani erkeklik hormonu üretmeye başlar. Kas kitlesi artar, kemikler uzar, vücut kıllanır (saç hariç) ve ses kalınlaşır. Dik ve uzun (kadınların tam tersi) kalça ortaya çıkar, deri kalınlaşır ve fazla yağ üretmeye başlar (sivilcelenme).  Bu dönemde ergen erkekler sinirli, tahammülsüz ve agresiftir.

Erkeklik hormonu testosteron, bir çocuğu azgın teke haline getirir. Ergen erkeğin vücudunda çarpıcı değişikler olur. Kas kitlesi artar, cinsel organlar büyür, ses kalınlaşır, erkek üreme hücreleri (sperm) üretilmeye başlanır, cilt yağlanır ve kıllanır. Artık çocukluk ve masumiyet gerilerde kalmıştır. 

 

Antik Mısır bu işi fark etmiş ve kölelerin testislerini çıkarmayı öğrenmiştir. Sakin tabiatlı, kavgacılıktan uzak, eş istemeyen bu erkekler hayatlarını böyle sürdürmüştür.

  1. yüzyıla gelindiğinde bu özellikten bambaşka bir amaçla Avrupa yararlanmıştır. Sesi güzel olan çocukları hadım ederek seslerini korumuşlardır. Ancak bu çocuklar hayatları boyunca tam bir erkek olamamanın sıkıntıları ile yaşamıştır.

Bir çocuğun erkekliğe adım atmasına aracı olan testosteronun kimyasal formülü… Testislerde üretilir ve buradan kana geçerek tüm dokulara dağılır. Çok az miktarda böbrek üstü bezi de üretir. İnsan vücudunda testosteronun öncü molekülü o beğenmediğiniz kolesteroldür. 

Kastratoların en meşhuru Farinelli ismiyle bilinen Carlo Maria Broschi’dir (1705-1782).

Carlo Maria Broschi, bilinen ismiyle Farinelli (ortada). Farinelli’nin vücudu hiç testosteron görmediği için (böbrek üstü bezinden salgılana çok az miktarı hariç) görüntüsü erkekten çok kadına benzer. Omuzları dar ve kolları bacakları gövdesine göre uzundur. Saçlarının alnında yayılma şekli erkek tipi değildir (iki yanı açık V formu değildir). Yüzünde çok az sakalı vardır ya da hiç yoktur. Sesi hep ince ve yüksek kalmıştır. 

İtalya’nın güneyinde doğan Carlo Maria Broschi’nin babası “Salvatore Broschi”, kent katedralinin koro şefidir. Broschi ailesi, 1711’de anne Caterina’nın memleketi olan Napoli’ye taşınırlar. Carlo’nun kilise korosunda gösterdiği başarı, çevresindekilerin ilgisini ve dikkatini çeker. Baba Salvatore’nin  1717 yılında ölmesiyle Broschi ailesi ekonomik sıkıntıya düşer. Bunun da etkisiyle iyi bir sesi olan Carlo ağabeyinin de onayı alınarak hadım edilir.

Henüz 17 yaşında iken artık Farinelli sahne adıyla tanınan bir sanatçıdır. O yıllarda Roma’da bir oyunda başkadın rolünü oynar ve büyük beğeni toplar. 20 yaşına bastığında Roma’dan ayrılır ve Viyana’ya gider. İmparatorluk tiyatrosunda konserler verir ve çok beğenilir. Daha sonra Londra ve Paris’te sahne alır; artık Avrupa’da meşhur bir kastratodur.

1730’lu yılların ortasında İspanya Kralı V.Felipe derin bir depresyona girer. Karısı İspanya Kraliçesi Elisabetta Farnese, Farinelli’nin sesinin krala iyi geleceğini düşünerek saraya davet eder (1737). Farinelli bu tarihten itibaren Kral Felipe’nin vefatına kadar geçen 9 yıllık sürede sadece sarayda konserler verir. Ardından tahta geçen Ferdinand onu daha da meşhur yapar ve 1750 yılında en büyük devlet nişanı olan “şövalye” ünvanı ile ödüllendirir.

Farinelli 1759 yılında Bologna (İtalya)’ya döner ve yaşamını orada devam ettirir. 77 yaşında burada vefat eder.

Hadımın hikayesi burada bitmiyor. Bildiğiniz gibi Osmanlı İmparatorluğu da hadımları sarayda istihdam etmiştir. Özellikle haremde çalışanlar hadım edilmiş Afrika ve Doğu Avrupa kökenli köleler (kişiler)di. Haremağası her zaman kastre birisidir.

Farinelli fakir bir aileden gelmiş, refah bir hayat yaşamıştır. Ancak diğer tüm hadımlar gibi hiçbir zaman gerçek bir erkek olamamış, belki hiç aşık da olmamıştır. Olduysa bile bir kastrato ile kimse evlenmemiştir. Adına çekilen film gerçekleri yansıtmadığı ve çarpıttığı için eleştirilmiştir.

Farinelli’nin yaşam öyküsünü anlatan aynı isimli film 1994’de çekilmiş ve 1995 yılında ülkemizde de gösterime girmiştir. Film Altın Küre Yabancı Dilde En İyi Film ödülü yanında kostüm, tasarım ve ses alanında da ödüller almıştır.

Film müziğini (https://www.youtube.com/watch?v=MNiIDcfCqUQ) linkinden dinleyebilirsiniz. Ancak benim size naçizane tavsiyem İngiliz Hekim John Wass’ın BBC için hazırladığı muhteşem belgeselin 4. dakikasındaki sesi dinlemenizdir.

Tıp Fakültesi öğrencileri için ise önerim şudur: Dr. John Wass’ın dediklerini anlayıncaya kadar bu belgeselin tamamını izlemeleri… Defalarca, bıkmadan…

Bu yazıya bir yorum yap

Scroll Up
%d blogcu bunu beğendi: