Sözü fazla uzatmayalım. Maslow piramidi bel hizasından beyne doğru yükselen bir piramittir. Kalp ve entelektüel organlar yukarı basamaklardadır; ancak toplum oralara çıkamaz.

Bu tür toplumlar için eğitimli insanlar tehlikelidirler. Bir şey bildiklerini zanneder ve onu topluma dikte etmeye çalıştıklarını düşünürler. Onların topluma önerdiği değer yargılarına toplum yabancıdır. Reddetmek kültürleri gereğidir. İnkâr çok önemli bir argümandır ve sıkça başvurulur.

Platon’un Devlet adlı eserinin yedinci kitabında anlattığı mağarayı hatırlar mısınız? O mağarada yaşayan tutsaklar doğumlarından beri oradadırlar ve sırtları mağaranın kapısına dönük vaziyette zincirlenmişlerdir. Hayatları arkalarındaki mağara kapısından sızan ışıkla oynaşan gölgeleri seyretmekle geçmektedir.

Aydınlığın ve ışığın varlığından habersiz bu tutsaklardan birisi bir gün zincirlerinden kurtulur ve mağaradan çıkar. Daha önce sadece gölgelerini gördüğü eşyanın renkli varlığına şahit olur. Önce gözleri kamaşır, korkar, bu yeni dünya ona çok karmaşık gelir. Nihayet bu basamağı geçer ve büyük bir öğrenme serüvenine başlar. Nihayet ışığı, gölgeleri, renkleri, hareketleri daha iyi anlar.

Bu büyük keşfini arkadaşlarıyla paylaşmak için mağaraya döner. Ancak anlattıkları mağaradakiler tarafından büyük bir şiddetle reddedilir. Onlar zincirlerinden kurtulmak istemezler. Dahası kendilerine ışıktan, hayattan, gölgeler yerine asıllardan haber getiren arkadaşlarına şiddet uygular ve artık onu içlerine kabul etmezler.

Platon bu durumu halkı eğitmek için çabalayan bir filozofun haline benzeşim olarak anlatıyor. Sonra durumu şöyle özetliyor Platon; “çoğu insan kendi cehaletinin içinde mutludur (Maslow piramidi en alt iki basamak) ve bu cehaleti dile getirenlere, anlatanlara büyük bir düşmanlık (cehaletin idrak edemediğini inkar etmesi) beslemektedir.

Platon’un bu alegorisini şu şekilde okumak mümkündür; temel olarak mağaranın toplumu ya da yukarıda anlattığımız aileyi, zincirin o toplumsal yapı içerisinde var olan kuralları ya da o toplumun geliştirdiği alt kültürü, mağaranın duvarına yansıyan gölgelerin toplumda kabul edilen doğruları ya da renkli cam ile aktarılan ve sorgulanması için yeterli donanımın olmadığı söylemleri sembolize ettiği ileri sürülebilir. Buna göre zincirini kıran birey, gerçek olanın peşine düşen bir filozofu ya da sorgulayan/merak eden bir insanı temsil etmektedir.

Mağaradaki topluma geri dönelim. Bu toplumlar tıbbi tabiri ile “yüksek serebral (zihinsel) fonksiyonlar” gösteremezler. Yani sanat, edebiyat, müzik, bilim gibi alanlarda geridirler. Çünkü bunlar toplumun ihtiyaçlarına doğrudan hitap etmezler. Ayrı bir dilden konuşurlar. Toplum, en alt iki basamaktaki yerini sağlamlaştırmakla, asıllar yerine gölgelerle meşguldür. Onlarla ilgilenmez…

Bu ortamda yetişen çocuklar ve gençler de öğrendiklerini bir üst basamağa taşımak için ihtiyaç duydukları “iyi eğitim, pozitif ortam, kalifiye mentor (Platon’un alegorisinde filozof)” gibi imkanlardan yoksun büyüdükleri için aynı yolun yolcusu olurlar. Çünkü zincirleri kırmak, mağaradan çıkmak için itici bir güç yoktur. Babası annesine nasıl davranmışsa, kendisi de eşine öyle davranır. Çünkü onu davranış değişikliğine zorlayacak bir altyapı olmadığı gibi, hatalarını kabullenme, özeleştiri, doğallık, hakikatin kabulü, ön yargılı olmama gibi piramidin zirvesine konuşlanmış insani değerlere çok ama çok uzaktırlar.

Buradan bakınca Maslow ihtiyaçlar piramidini bilen bir devletin eğitimle yatıp eğitimle kalkması, mentor yetiştirmek için (öğretmen, akademisyen) her yerini yırtması gerektiği gerçeği anadan üryan karşımızda duruyor. Şayet bir devlet böyle yapmıyorsa, yaptığı toplum mühendisliğinin mutlaka “topluma yararlı olma, ona hizmet etme”den başka bir amacı var demektir.

Yine buradan bakınca bireylerin zincirlerini kendi başlarına kırabilmeleri pek kolay görünmüyor. Öyleyse şu sözü yeniden değerlendirmeliyiz; “ya devlet başa ya kuzgun leşe” ve şu sözü; “en kötü devlet devletsizlikten daha iyidir.”

Bence tam da öyle değildir.

Maslow piramidini farklı açılardan incelemeye çalıştık. Üzerinde çok çalışılması ve içselleştirilmesi gereken bir mesele. Toplum olarak zincirleri kırabilmek dileğiyle…

Bu yazıya bir yorum yap

Scroll Up
%d blogcu bunu beğendi: