İşler karışıyor demiştim. Buyurun cenaze namazına… Bir önceki yazıda DNA’nın bazı harflerinin tıpkı I’ya nokta koyup İ yapmak gibi metil grubu eklenmesi ile aktive olduğunu ve bilginin kopyalanabilir, kullanılabilir hale geldiğini yazmıştık. Şimdi bu gerçeği unutmadan bir başka noktaya geçiyoruz. Metilasyon durağında biraz fazla kalacağız.

Daha önceki bir yazımızda yaşlanmanın hücresel işaretlerine değinmiştik. Şimdi bu zincire bir halka daha ekliyoruz. Sıkı durun; hipermetilasyon (1)… Evet yanlış duymadınız. DNA’da hipermetilasyon… Ne demek bu? Şu demek efendim: Genlerimizdeki bazı harfler gereğinden fazla metilleniyorlar. Yani zaman içerisinde çok fazla metil grubu ekleniyor DNA’ya… Ve sonuç aynı, çok fazla metillenen genler de açılamıyor ve bilgisi kopyalanıp kullanılamıyor.

Normal metile bir DNA bölgesi; gen bilgisi kullanıma açık. Eğer bu bölge az metillenmiş ise DNMT enzimi ile metilleyebilirsiniz, geni açar bilgisini kopyalarsınız.

Ancak bilgisini kullanmak istediğiniz bölge aşırı metillenmişse (hipermetilasyon) yapacağınız iş daha zor, uğraşmanız, bazı ilaçlar kullanmanız gerekiyor. Yoksa o genin bilgisini kullanamıyorsunuz. Bu genin saç kök hücresinde keratin ya da melanositte melanin geni olduğunu düşünün… Saçınız ya yok ya da az, varsa da beyaz…

 

Anlayacağınız burada da bir prensip var: Bir şeyin azı karar çoğu zarar. Yani yaşlandıkça bazı genlerimizin üzeri kapanıyor, hipermetile oluyor ve bunların bilgisini kullanmakta zorlanıyoruz. Hani DNA’yı metile etmek için bir enzimimiz vardı, DNMT idi ismi… Peki aşırı metillenmiş DNA’yı bu metilasyondan kurtarmak için bir enzimimiz yok mu? Maalesef yok; varsa da çok aktif değil.

Yaşlılık karmaşık bir süreç: Metilasyon da öyle.. Yaşla birlikte bazı genlerin metilasyon düzeyi artıyor, bilgilerinin okunması zorlaşıyor. Örneğin TSG (tumor suppressor genes) denen tümör baskılayıcı genler hipermetile oluyor ve kanserle savaş zorlaşıyor…

Bir başka husus ise hücrelerin mitokondrileri yani enerji santralleri ile ilgili. Buna da bir yazımızda değinmiştik. Hipermetilasyon mitokondrileri de erken yaşlandırıyor ve saç kökü hücresinin arzu ettiği kadar enerjiyi üretemiyorlar dolayısıyla saç dökülüyor (2).

Dolayısıyla bizim başımız aslında hipermetilasyonla dertte. Ama sonuç değişmiyor ve biz hipermetile bir genin de bilgisini kullanamıyoruz.

Saça dönersek tablo şöyle özetlenebilir;

  • Saç dökülmesi yaşla birlikte artıyor.
  • Erkeklerde ergenlikten sonra başlıyor, 40’lı yaşlarda zirveye ulaşıyor sonra yavaşlayarak devam ediyor.
  • Kadınlarda hamilelikler önemli bir faktör olarak karşımıza çıkıyor, üreme çağında da sık görülse de menapozdan sonra dökülme zirve yapıyor.

Tüm bu süreçlerde metilasyonun katkısı var, hem de azımsanamayacak kadar. Dolayısı ile iyi bir saç tedavisinde kök hücrelerin analizlerinin yapılması ve metilasyon düzeylerinin belirlenmesi gerekiyor. Şayet metilasyon düzeyleri düşük ise artırmak, hipermetile ise azaltmak gerekiyor. İşte saç ilaçlarında eksik olan en önemli faktörlerden bir tanesi bu… Bu yaklaşım henüz dünyada herhangi bir yerde popüler değil. O nedenle tedaviler fasit bir dairede dönüp duruyor.

Başka bir örnek daha vereyim; yaşla birlikte saçlar beyazlıyor ya da beyazlık da artıyor değil mi? Saçı bir boyacı ya da kuaför gibi boyayan hücreler var saç kökünde. İsimleri melanosit. Melanin isimli bir renk maddesi (pigment) salgılıyor. Farklı melanin türleri var, kimisi siyah renge boyuyor, kimisi kahve. Az olunca da saç daha açık renklere bürünüyor.

İnsan saçına rengini veren madde melanindir. Aynı zamanda ten rengimizi de bu madde belirler. Bizi ultraviyolenin zararlarından korumak için yazın güneşlenirken bolca üretilir ve ten rengimiz kararır. Farklı melaninler (feomelanin, eumelanin) saça farklı renk verirler. Melanin yoksa saç beyaz – gri renge döner. 

Melanin bir protein değil yani melatin üretim bilgisi genlerde saklanmıyor. Ancak melanin üretiminde kullanılan enzimlere – ki bunlar proteinlerdir – ait bilgileri saklayan genler suskunlaşıyor. Sonuçta enzimler olmayınca melanin üretilemiyor ve saç ağarıyor. Siz eğer bu enzimleri kodlayan genlerdeki epigenetik değişikliği geri döndürebilirseniz saçınız orijinal renginde çıkıyor. Bir saç ürünü eğer saç çıkarırken saçların rengi de orijinaline yakın oluyorsa demek ki melanositleri de aktive ediyor demektir. Bunun da en iyi melanositlerin epigenetiği ile oynayarak yapıyor olma olasılığı var (3).

Yaşlanma ile metilasyon düzeyi artan genler ve gen gruplarından bir tanesi de “tümör baskılayıcı genler”… Yani vücutta kanser oluşumunu engelleyen genler var ve bu genler yaşla birlikte hipermetile olarak bilgileri kullanılamaz hale geliyor. Bu da kanser hücreleri ile savaşı zorlaştırıyor. Dolayısıyla kanser vakalarının yaşla birlikte görülme oranları artıyor (4).

Yaşlama ile metilasyon artıyor ve kanserler daha sık ortaya çıkıyor. Bu gerçek öğrenildikten sonra DNA metilasyonunu azaltan bazı ilaçlar kullanıma girdi. Fonksiyonel gıdalar diye tabir ettiğimiz bir kısım gıdaların içinde de metilasyon önleyiciler var… Bunlara daha sonra değineceğiz. 

Protein sentezi için yani keratin için sadece genetik bilginin üstünü açık olması ya da açılabilir olması yeterli değil elbette. Vitaminlere, ko-faktör ve ko-enzimlere ihtiyaç olduğu gibi demir, çinko, selenyum vb. eser elementlere de ihtiyaç var.

Dünyanın en güzel kadınları epigenetik yöntemleri kullanmaya başladılar. Şimdilerde yaşlanmayı önlemek için meşhur olan PRP, CGF, Mezoterapi, Botoks gibi yöntemlerin yanında özel olarak hazırlanmış başka karışımlar kullanıyorlar. Bunlar henüz yaygınlık kazanmış değil. 

Saç konusunda şimdilik meşhur olmuş epigenetik düzenleyici bir ilaç ya da kozmetik ürün yok. Ama yakında olacak…

 

Anlayacağınız saç deyip geçmeyin; tedavisi öyle sıradan değil. Eğer bu yazılardan birşeyler anladıysanız herhalde artık içinde “epidrug” yani “epigenetik düzenleme yapan madde” olmayan bir saç ürününü kullanmak istemezsiniz. Bu konuya da bir sonraki yazıda değinelim.

 

  1. https://www.ncbi.nlm.nih.gov
  2. http://protein.bio.msu.ru
  3. https://www.ncbi.nlm.nih.gov
  4. https://www.nature.com

Bu yazıya bir yorum yap

Scroll Up
%d blogcu bunu beğendi: