Sad İngilizce hüzünlü, üzücü, üzgün demek; ancak konumuz bu değil. SAD aynı zamanda bir hastalığın kısa adı; akronim yani… Akronim o kadar güzel ki, hastalığı da çağrıştırıyor. Seasonal Affective Disorder hastalığının baş harfleri; SAD…

Hastalık tekrarlayan majör depresyon atakları ile seyreden ve mevsim geçişleri ile ilişkili olduğu için ismi ‘Mevsimsel Afektif Hastalık’ ancak Türkçeye çevirince pek sevimli durmuyor. Affective, duygusal, duyuşsal, dokunaklı gibi anlamlara geliyor. Bizim bildiğimiz anlamda bu depresyon; en çok günlerin kısaldığı sonbahar (Ekim-Kasım) dönemde başlıyor, bahara kadar devam ediyor… Halk arasında bilinirliği oldukça yaygın.

Bu yazıda ifade edilenler elbette Kuzey Yarımküre için geçerli. Biz burada Ekim-Kasım-Hüzün derken örneğin Avusturalyalılar baharla coşuyor, güneşli günleri kutluyorlar. Biz de elbet güneşli günler göreceği, güneşli güzel günler…

Bu bir hastalık, ışık tedavisi başta olmak üzere, antidepresan ilaçlar vs. ile tedavi edilmesi gereken bir hastalık. Bizim haddimiz değil. Ancak bir iki noktayı açıklamakta fayda var.

Hastalığın görülme sıklığı %1-10 arasında. Kuzey enlemlere doğru çıkıldığında prevalansı yani görülme oranı artıyor. Bu nedenle daha çok İskandinav ülkelerinde çalışmalar yapılıyor, çözümler aranıyor. Bizim ülkemize ait bir rakam bilmiyorum ama şunu söyleyebilirim; bizde depresyon sıklığı zaten yüksek bu nedenle bir de SAD ile başımız ağrımasa iyi olur ama öyle olmuyor.

Seasonal Affective Disorder aslında kabaca bir depresyon. Ancak mevsim geçişleri ile ilişkili olduğu için doğrudan öyle ifade edilmiyor. Yaz-sonbahar geçişinde daha sık olsa da kış-ilkbahar geçişlerinde de oluyor…

Ülkemizde antidepresan kullanımı oldukça yaygın, doktora danışmadan kullanımda ise belki dünya birincisiyiz; kime sorsanız depresyonda… Üç beş tane ilacın ismi Selpak mendil gibi olmuş. İnsanlar o ilaçları tanıyorlar, birbirlerine öneriyorlar filan… Doğrusu yanlışı ile karışık bir dünya bu.

Burada ifade etmek istediğimiz insanın çevreye ne kadar bağımlı bir canlı olduğu ve mevsim geçişinde olan hadiseler… Hastalığın asli nedeni olarak ‘aydınlık periyodun kısalması ve karanlık periyodun uzaması’ birinci sırada geliyor; yani güneş yoksa insan biraz melankoliye meyilli oluyor. Hele bir de zemin uygun ise SAD’e kapılma ihtimali elbette yüksek. Biz her yönüyle güneşe bağlı bir canlıyız anlayacağınız…

Bazı istatistiksel verilere göre gelişmiş ülkeler bu hastalıktan daha çok etkileniyorlar. Garibanların, fakirlerin girecekleri daha derin depresyonları yok… Amerika pek güneşsiz bir ülke sayılmaz. Ancak sonbaharla birlikte yaklaşık 10 milyon Amerikalının (nüfusun %2-3’ü) mevsimsel bir depresyon yaşadığı öngörülüyor…

Burada dikkat etmemiz gereken nokta bizim biyolojik saatimiz. Daha önce ‘biyolojik gece’ serisinde bu konuya değinmiştik. Akşamın erken kararmasından ziyade sabah uyandığımızda, kalktığımızda, evden çıktığımızda halen karanlığın olması insanı olumsuz etkiliyor. ‘Morning arousal’ denen bir durum var; sabah ayılması, sabah uyarılması, canlanması olarak dilimize çevrilebilir. Bunun için sabah şafağın sökmesi ve güneşin doğmasına şahit olmak gerekiyor ya da siz uyandığınızda bunların olmuş olması…

Yaz mevsiminde çoğumuz için yataktan kalktığımızda aydınlık bir sabah bekler bizi… Güneş çoktan doğmuştur; bu nedenle daha önceki yazı serimizde ‘şafak fenomeni’ ismini verdiğimiz değişimde çok bir sorun olmadığını ifade etmiştik…

Hastalık en çok Kuzey Avrupa, Baltık ve İskandinav ülkelerinde görülüyor. Bu ülkelerdeki intiharların önemli bir bölümünün SAD ile ilişkili olduğu da bilimsel iddialar arasında. Hastalık gerçekten ciddiye alınmalı… Ancak üzüntü, melankoli, geçici sıkıntılar da hemen SAD veya depresyon olarak sınıflanmamalı… Hekim değerlendirmesi ve desteği şart. ‘Bizde antidepresanlar 10 TL; kafama göre kullanayım’ yarardan çok zarar veren şark tipi bir düşünce…

İşte sonbaharla birlikte bu durum değişiyor. Bu nedenle ülkeler saatlerini geri alıyorlar. Af edersiniz, bu nedenle değil tabii ekonomik nedenlerle ancak bu işe de yarıyor. İnsan vücudu sabah uyandığında aydınlık ister; karanlıkta kalkmak biyolojik saatin sapmasına neden olur. Bana göre ülkemizde saatler bir saat geri alınmalı, çünkü bu bizim normalimiz… Sonra bu bir saat geri alınmış şekline artık dokunulmamalı. Tabii bu tıbbi bir değerlendirme…

Bir ülkede iş saati eğer genel olarak sabah 08.00-09.00 arası ve çalışanlar, öğrenciler saat 06.30-07.00 arasında uyanmak zorunda iseler ortalığın en geç saat yedide aydınlanması uygundur. Bir kez daha ifade ediyorum, enerji verimliliği vb. gibi gerekçeleri bilmediğim için ben biyolojik saat tarafını yazıyorum.

Ülkemizde şu an saatler bir saat geri alındığında günün en kısa olduğu aralık ve ocak aylarında hava bu saatlerde aydınlanmış oluyor. Ülkemizin nüfus yoğunluğu batı olduğu için kabaca Marmara-Ege-Akdeniz hattından bahisle bunları yazıyorum, doğu bölgelerimizde daha erken… Eğer geri alınmış bu saate dokunulmazsa yazın bu hatta hava çok geç kararacak; ancak bu bir sorun değil. Çünkü zaten evlerimizin içini aydınlatıyoruz ve aydınlığı biz akşamları kendimiz uzatıyoruz.

Sabah ise durum farklı; bu nedenle karanlıkta uyanmak ve evden çıkmak ya da işe başlamak hem melankoliyi hem de SAD hastalığını tetikliyor. Bu nedenle enerji tasarrufu gibi nedenlerin yanında ‘sağlıklılık, işgücü, moral-motivasyon’ gibi faktörlerin de hesaba katılması gerekir. Ülkemizde enerji tasarrufu yapılacak o kadar saha var ki, o konuda bir eksiklik varsa giderilir.

Ancak zaten bozuk toplum sağlığımızı daha da bozarsak, halimiz nice olur siz daha iyi bilirsiniz.

https://www.ncbi.nlm.nih.gov

 

Bu yazıya bir yorum yap

Scroll Up
%d blogcu bunu beğendi: