Ne kadar uzun bir başlık! Hikaye de en az başlık kadar uzun. Şeker hastalığı 5000 yıldır tanınıyor. Tarihini yazsanız destan olur, özeti belki bu yazıya sığar… Buyurun başlayalım.

Bir önceki yazımızı “Niçin 14 Kasım Dünya Diyabet Günü?” sorusunun cevabını vererek bitirmiştik. 14 Kasım hem Dr. Banting’in doğum günü hem de insülini keşfettiklerini duyurdukları (14 Kasım 1921) gündür. Ancak hikaye çok eskiye dayanıyor.

M.Ö. 3000: Köleliğin, kastrasyonun meşhur olduğu eski Mısır’da şeker hastalığı benzeri özellikler ilk kez tanımlanıyor.

110-120: Memleketimizin o zamanlardaki vatandaşı Dr. Aretaeus (kendisi Yunanlıdır) hastalığa ilk kez “Diabetes” ismini vermiştir. Kelime Yunanca “Siphon” kelimesinden köken almıştır ve “çok fazla idrar” demektir.

 

Hemşerimiz Dr. Aretaeus Kapadokya’da yaşamıştır. Olasılıkla “Ulan bazı hastalar amma da çok işiyorlar.” dedikten sonra “diabetes” ismini koymuş olmalı. Zira diabetes “çok fazla idrar” hastalığı anlamına gelmektedir. 

 

1675: Yıllar akıp gider; hastalığın bu eksik tanımı 1675 yılına kadar değişmez. İngiliz hekim Thomas Willis “diabetes” hastalığına bir kelime ekler; kelime bu sefer Latince kökenlidir. “Mel” tatlı anlamındadır. Hastalık adını bulmuştur; Diabetes Mellitus yani “tatlı çok idrar hastalığı.” Dr. Willis diabetes hastalarının idrar ve kanlarının tatlı olduğunu fark etmiştir.

 

Dr. Willis diyabet hastalarını idrar ve kanlarının tatlı olduğunu fark etmiştir (tatmış olmalı). Bu keşfi sayesinde diyabet kelimesi yüzyıllar sonra eşini bulmuştur; artık hastalık Diabetes Mellitus’tur. 

 

 

1776: İngiliz hekim Dobson ilk kez bu hastaların idrarında fazla şeker olduğunu ve bu şekerin kaynağının kan olduğunu ispat etmiştir.

1857: İnsan fizyolojisinin babası Fransız Claude Bernard bu hastalığın karaciğerin fazla şeker üretmesinden kaynaklandığını iddia etmiştir. Diyabet ile karaciğer arasındaki bu ilk ilişki diyabet tarihinin dönüm noktalarından biri kabul edilir.

1889: Henüz insülin bilinmemektedir. Hatta hastalığın pankreasla ilişkisi konusunda da kimsenin fikri yoktur. Bu tarihte Avusturyalı bilim insanları Mering ve Minkowski hastalığın pankreas ile ilişkili olabileceğini söylemişlerdir.

1910: İngiliz fizyolog Sir Edward Albert Sharpey-Schafer pankreastaki adacıklardan (Latince insula=İngilizce island=Türkçe ada) salgılanan bir madde keşfeder; ve bu maddeye adacıktan salgılanan anlamında insülin ismini verir.

1916: Dr. Elliott Joslin Diabetes Mellitus Hastalığının Tedavisi isminde bir kitap basar. Dr. Joslin uzun yaşamı boyunca diyabetin tedavisi için büyük emek vermiş ve “sıkı kan şekeri kontrolü ile diyabetin bulgularını geriletilebildiğini” ilk kez ifade etmiştir.

Dr. Joslin diyabet hastalığının tedavisine çok emek vermiş bir hekimdir. Adına bir vakıf ve bu vakfa bağlı bir hastane kurulmuştur (Boston, ABD).

 

 

1921: Örnek insan ve büyük bilim insanı Dr. Banting ile yardımcısı Dr. Best insülini keşfederler.

Bir kere daha Dr. Banting, yardımcısı Dr. Best. Kanada hükümetinin çıkardığı bir pulun üzerinde.

 

1923: Dr. Banting insülin keşfinden dolayı Nobel Tıp Ödülüne layık görülür.

 

1923: Eli Lilly ilk ticari insülini üretir. Yıllar içinde insülinin yavaş, hızlı etkili formları ve başka özellikli olanları (protamin insülin-1936 Novo Nordisk) üretilir.

 

Üretilen ilk insülinlerden bir tanesinin resmi; patent hakkı Toronto Üniversitesi’ne ait. Hatırlarsanız Dr. Banting tüm haklarını 1$’a üniversiteye devretmişti ki ilaç ucuz olsun, herkes ulaşabilsin diye…

 

1949: Dr. Rachmiel Levine insülinin bir anahtar gibi çalıştığını ve kilidi açarak hücrelere glikozu soktuğunu keşfeder.

1955: Kan şekerini düşüren (hipoglisemik) ilk ilaçlar olan tolbutamide ve carbutamide (sülfonil üre grubu) piyasaya verilir.

1959: Kanda ilk kez insülin ölçülür. Dr. Berson ve Dr. Yalow bu ölçümlerden sonra şunu fark eder; diyabet hastalarının bazılarında kanda insülin vardır. Oysa hiç de böyle düşünülmemiştir o zamana kadar. Ve yıllarca kullanılacak bir ayrım yaparlar. Diyabet iki çeşittir: İnsülin bağımlı (tip 1) diyabet ve insülin bağımlı olmayan (tip 2) diyabet.

1961: Kan şekeri düşüklüğünde kullanılan glukagon hormonu Eli Lilly firması tarafından üretilir.

1964: Ames isimli şirket kan şekerini bir renk skalası üzerinden ölçen stripleri üretir.

1970: Aynı firma ilk glikozmetreyi üretir.

1976: İlk insülin pompası üretilir.

1977: Dr. Rosalyn Yalow vücutta insülin ölçümü üzerine yaptığı çalışmalardan dolayı Nobel Tıp Ödülü’nü alır. Glikolize hemoglobin (HbA1c) ölçüm testi geliştirilir ve bu test uzun dönem şeker hastalığı kontrolü için altın standart olur.

1978: Kaliforniya kaynaklı bir firma E. Coli bakterisini uyararak insan insülini sentezletir (genetiği değiştirilmiş organizma, GDO).

 

Biz daha Genetiği Değiştirilmiş Organizma nedir bilmezken 1978 yılında Amerikan bilim insanları bakterilere bu teknoloji ile insan insülini ürettirir. Bu yöntemde bir bakteriye insan insülin geni aktarılır (=Genetiği Değiştirilmiş Organizma, GDO), sonra bakteri üretilir. Her bölünmesinde bakteri insan insülinini de üretir. Sonra bu insülin ortamdan ayrıştırılır, diyabetlilerin hizmetine sunulur. 

1982: FDA (Amerikan İlaç ve Gıda Cemiyeti) genetiği değiştirilmiş bakterilere (GDO) insan insülini ürettirilmesini onaylar.

1990’lı yıllar: İnsülin metabolizmasında önemli yeri olan incretin hormon GLP-1 keşfedilir. Bu keşif yeni nesil ilaçların üretilebilmesi konusunda çığır açar.

1995: Diyabetlilerin başucu ilacı metformin Amerika’da satışa sunulur. Bu ilaç karaciğerin glikoz üretmesini önlemektedir.

Metformin bugün hala diyabet hastalığının tedavisinde en önemli ilaçlardan biridir. Dr. Claude Bernard’ın keşfettiği bir metabolik gerçeği önlemeye yarar. Diyabetlilerde karaciğer fazla glikoz üretmektedir ve metformin buna engel olur. Enteresan bir hikayesi vardır metforminin; inşallah ona da sıra gelir. 

 

1995’ten bu yana hiç gelişme olmadı mı? Yoo, oldu. Dünyada diyabetli sayısı arttıkça daha yeni, en yeni, çok yeni ilaçlar üretildi. Diyabeti önlemek yerine ilaçlarla maçı idare etmek herkesin işine geldi. Aynı yolda devam ediyoruz… Çünkü şehir ormanı kurmak yerine şehir hastanesi kuruyoruz. Şehirlerde binaları üst üste yığıyoruz. Yeşil, orman, park, bostan görünce kırmızı görmüş boğa gibi saldırıyoruz; ille de bina isterim!

Aralarda çok ayrıntılar atladım. İnsülin kan şekerimi düşürdü 🙂 …

Yazımızı şu şekildeki gerçeği bir kez daha özetleyerek bitirelim. Ne kadar ilaç çıkarırsanız çıkarın ya da hastalarınıza verin, hiçbirisi bu şekildeki temel tedavi yönteminin önüne geçemez; “Doğru beslen, daha çok hareket et.”

 

Devam edeceğiz…

https://www.ncbi.nlm.nih.gov

http://www.diabetes.org

Bu yazıya bir yorum yap

Scroll Up
%d blogcu bunu beğendi: