Bu pazar ilginç bir diyaloğa yer verelim isterseniz. Henüz yayımlanmamış “Üç Yusuf” isimli romanda yaşlı bir Amerikalı profesör (Dr. Raymond Harman) ile genç ve güzel Arap kızı (Selma) konuşuyor… Konu her nasılsa Amerikan kültüründen açılır. Konuşma 2005 yılında geçer. Amerika 11 Eylül 2001 saldırısından sonra artık yabancılar için daha sıkıntılı bir ülkedir. Teksas’a üniversite eğitimi için gelen Selma da bu süreçten etkilenmiştir. Selma yaşlı Amerikalıya bu sıkıntısını anlatınca, şöyle diyor Raymond Harman:

-Evet, seni anlıyorum. Eskiden Amerika tüm kültürlerin kendine yer bulabildiği bir çorba kazanı gibiydi. İçine ne atarsanız tadını artırırdı. Tıpkı Nuh’un pudingi (aşure) gibi anlayacağın! Şimdi tam olarak öyle değil; bu nedenle artık daha çok karışık bir salata tabağını andırıyor. Her şeyi içine kabul etmiyor…

Selma bunları duyduğuna ve yaşlı Ray Amca’sının Nuh Peygamberden haberi olduğuna çok şaşırır. Konuşmanın devamında Raymond Harman Nuh peygamberin kendisi için çok önemli olduğunu söyler ve ikilinin sohbeti devam eder…

-Nuh peygamberin hikâyesini anlatacaktınız Ray Amca!

-Evet, bu hikâye gerçekten insanlar için çok önemli…

Selma, Ray Amca’nın söyleyeceklerini bir an önce duymak için sabırsızlanıyordu. Kollarını masanın üzerinde birleştirerek dinlemeye hazır olduğunu gösterdi…

Ray bilge bir yaşlı olarak keyifle hikâyeden çıkardığı dersleri anlatmaya başladı.

-En önemlisi, Nuh gemisini yapmaya başladığında henüz yağmurlar başlamamıştı. İnanmak böyle bir şey olsa gerek. O, belli ki kendisine gemi yapmasını söyleyen Tanrı’ya yürekten inanıyordu. Yağmurları yağdıracak olan da oydu. O anda yağmamasının bir önemi yoktu. İşte inanç böyle bir şeydir sevgili Selma!

Ray heyecanlanmış, üniversitede ders anlatıyor gibi coşkuya kapılmıştı.

-İkincisi, inandığın bir konuda insanlar seninle alay edebilirler; hatta bu alay edenler senin çok yakınların olabilir. Bu seni asla yıldırmamalı, yolundan vazgeçirmemeli… Biliyorsun Nuh’u karısı ve oğlu da ciddiye almamıştı.

Ray önceki hayatında bu konu ile ilgili yaşadıklarını anlatmasa da açık etmişti; bakışları “beni de ciddiye almadılar” der gibiydi. Gerçekten çalıştığı alan ile ilgili fikirleri üniversitede alay konusu olmuştu. Çok basit ve önemsiz görülen bir tıbbi mekanizmanın peşinden yirmi yıl, kimseyi inandırmaya çalışmadan gitmiş ve sonunda devasa bir bilgi hazinesinin kapısını aralamıştı.

-Üçüncüsü, Nuh planlarını uzun vadeli yapmıştı ve acele etmemişti. Sabır çok önemliydi… Yağmurları yağdırmak onun değil Tanrı’nın göreviydi ve zamanını da ancak o bilebilirdi… Nuh’a düşen, gemiyi inşa etmek ve sabretmekti.

-Dördüncüsü de şu sevgili Selma: Gerçek profesyoneller aslında amatör bir ruha sahip olanlardır; Nuh’un gemisi batmadı, ancak Titanik battı.

Sanki yorulmuş gibi çöktü sandalyesine, uzun bir ders anlatmış da tükenmiş gibi… Oysa beş dakika bile sürmemişti konuşması. Ancak Nuh peygamber bahsi ağır bir dersti.

Bunlar Ray’in hayat felsefesinin köşe taşlarıydı. Kendi dünyasındaki mesleki mücadelesinin en kısa özeti bu hikâyeydi. Ara ara ayağa kalkmış, ders anlatırken olduğu gibi boşlukta bir yere sabitlediği gözleri sanki Nuh peygamberi görüyor gibi parlamıştı. Ray aslında uzun zamandır anlatmadığı Nuh derslerini biraz unuttuğunu fark etti ve bunu Selma’ya söylemekten çekinmedi.

-Birkaç şey daha söylemeliydim ancak aklıma gelmedi. Belki onları da sen bulursun.

-Gerçekten çok etkileyici Ray Amca, çok hoşuma gitti. Doğrusu kendi kültürüme ait olan bir hadiseyi sizden duymak ayrıca mutluluk verici… Hiç böyle düşünmemiştim.

-Bunu düşünememiş, fark edememiş olman normal. Nuh’un öyküsünü sen çok küçük yaşlarda duyduğun için sıradandı senin için. Aslında çok dinlemekten duyarsızlaştığımız ancak içerisinde çok anlamlı mesajları barındıran nice öyküler var. Bazen bakış açısını biraz değiştirmek biraz da derinleştirmek gerekiyor sanırım.

İşte böyle…

Bu yazıya bir yorum yap

Scroll Up
%d blogcu bunu beğendi: