Bugünden itibaren çok önemli, ancak önemi kadar anlatılmamış, üzerinde durulmamış bir konuya açıklık getirmeye çalışacağız. Genelden özele gideceğiz. Konumuz genelinde ışık, özelinde ultraviyole yani morötesi ışınlar ve sağlığımız… Sağlığımız kısmının içine neler girdiğini seri ilerledikçe hep birlikte göreceğiz. Buyurun başlıyoruz… Bu arada serinin kahramanı Dr.R3D’ye daha en başında teşekkür ediyorum.

 

Işık, Ultraviyole Işınlar ve Özellikleri”

 

“Işık” kelimesi günlük hayatta çok kullandığımız bir kavram. Nedir peki bu ışık? Bizler için neyi ifade ediyor? Türk Dil Kurumunun sözlüğünde altı adet tanımı var. İlkini paylaşayım sizlerle; “cisimleri görmeyi, renkleri ayırt etmeyi sağlayan fiziksel enerji, erke, ziya, nur, şavk.”

Bu toplumsal hayatta kullandığımız anlamı. Ancak bilimsel olarak durum bambaşka aslında. Şöyle söyleyelim kısaca, ışık dalga boyları olan ve bu dalga boylarına göre sınıflandırılan enerjilerden sadece bir tanesi. Işığı diğerlerinden ayıran ise gözümüzün görebiliyor olması.  Tüm dalga boyları içerisinde insan gözünün görebildiği alanı göremediklerine kıyaslarsak insanı kör kabul edebiliriz.

 

Ne kadar güzel değil mi? Yaşamdaki güzellikleri görmemizi sağlayan, başka güzelliklerin oluşmasına neden olan ışık. Bakmayı unuttun aslında; sen de çok ama çok güzelsin.

 

 

Şekil 1.Görülebilir ışığın dalga boyları arasındaki yeri.

Bu şekil görebildiğimiz alanının ne kadar küçük olduğunu ok iyi bir şekilde ifade ediyor.

 

Peki bu yazımızın asıl konusuna gelelim: ultraviyole ya da morötesi ışıklar. Şimdi herkesin aklına şu soru gelebilir; nedir bu mor ötesi ve kızıl ötesi lafı. Hani bir ara kızılötesi teknolojisi vardı telefonlarımızda bilmem hatırlar mısınız. Her neyse yukarıdaki şekle tekrar bakalım (şekil-1). Bu şekil görebildiğimiz dalga boylarını “renklerine” göre göstermiş. Bu şemadan da anlaşılacağı gibi görebildiğimiz dalga boyları yaklaşık 400 nm ile 700 nm aralığında (kaynağa göre küçük sayısal değişiklikler olabiliyor). 400 ile 700 nm aralığını hatırlarsak ilerde çok işimize yarayacağını belirterek devam edelim. Görüldüğü gibi alttaki renk şemasının solunda mavi-mor ağırlıklı soğuk dediğimiz renkler mevcut. Sağında ise kırmızının tonları mevcut. Kırmızının sağında kalan dalgalara kızıl ötesi (>700 nm), mavi-morun solunda kalanlara (<400 nm) yani daha küçük dalga boyuna sahip renklere ise mor ötesi ışıklar denir.

 

Yeryüzüne ulaşan UV ışığın kaynağı olan güneş. UV filtreler ile çekilmiş bir fotoğrafı.

 

Ultraviyolenin yerinin mavinin daha solunda yani daha küçük dalga boyları arasında olduğunu  öğrendiğimize göre biraz daha ayrıntılarına girelim. Şekil-1’e tekrar bakarsak ultraviyolenin görülebilir ışık ile X ışınları arasında bulunduğuna dikkat ediniz. Çünkü bildiğiniz gibi X ışınları bizim için çok da güvenli olan ışınlar değiller. Ha kullanmıyor muyuz? Evet kullanıyoruz. Hastanede en azından bir kere olsun röntgen filmi çektirmiştir her birimiz. Belki de bilgisayarlı tomogrofi çektirdik (ki kendileri yaklaşık 200 akciğer filmi dozunda radyasyon verir, farklı tomografi tetkiklerinde farklı dozlar verilebilir). Hatta bir yerlerden bir kanser hastasının halk arasında  “ışın tedavisi” denilen, radyoterapi aldığını duydunuz. İşte burada kullanılan ışınlar X ışınlarıdır.

Bu ışınlar oldukça yüksek enerjili olup hücre hasarına neden olmaktadır. DNA’da kırıklar oluşturup hücrenin mutasyon geçirerek kanser hücresine dönüşmesine neden olabilmektedir. İlginç olarak yüksek dozlarda kanser hücrelerine verildiğinde ise kanser hücrelerini öldürebilmektedirler. Şimdi bu X ışını mevzusunu ne diye uzattım bu kadar? Amacım X ışının tehlikeli bir şey olduğunun siz okurlarımın iyice kavramasını sağlamak. Çünkü ilerleyen kısımlarda bu etkilerden tekrar bahsedeceğiz. Ayrıca kendi şahsi tecrübemden hastalarımızın muayene esnasında doktorlarından tomografi gibi bir talepleri oluyor.

Neden insan kendisine zarar verecek bir şey de bu kadar ısrarlı olur anlamıyorum. Şimdi şeklimize geri gelelim (Şekil-1); şeklin sağ tarafında ise görünen ışıklar var. Burası tahmin edebileceğiniz gibi zararsız kabul ettiğimiz bölge. Ultraviyole ışınların dalga boyu aralığı oldukça geniş. Bu sebepten dolayı her ultraviyole ışık aynı özellikte değil. Dalga boyu nereye yakınsa onun özelliklerinden bazılarını kazanmaya başlar. Yani dalga boyu küçük-spektrumun solunda yer alıyorsa X ışınlarının özelliklerine benzer özellik kazanırlarken, sağ tarafında bulunanlar ise görünür ışığın özelliklerini kazanmaya başlar.

 

 

Şekil 2. Ultraviyole ışınlar 10 nm ile 400 nm arasında geniş bir spektruma sahipler.  

 

Daha kolay anlaşılabilmesi için ultraviyole ışınları önce ikiye sonra da ilk grubu üçe ayıracağız. Öncelikle bizi ilgilendirenler ve ilgilendirmeyenler diyelim. İlk üçü yani ultraviyole A, B ve C bizi ilgilendirenler. Bunun haricindekiler ise (dalga boyu daha küçük olanlar) bizim ile doğrudan ilgisi olmayanlar. İşimize yarayanları da alfabetik olarak dalga boylarını dikkate alarak A, B ve C olarak ayıracağız.

Şimdilik burada keselim. Bir sonraki yazımızda kaldığımız yerden devam edelim.

Kaynakça

  1. https://www.ncbi.nlm.nih.gov
  2. https://www.ncbi.nlm.nih.gov
  3. http://www.springer.com
  4. http://www.skincancer.org

 

 

Bu yazıya bir yorum yap

Scroll Up
%d blogcu bunu beğendi: