Dr. R3D’nin katkılarıyla serimize devam ediyoruz. Serinin bu yazısında bizim için son derece önemli olan üç ultraviyole dalga boyu üzerinde duracağız. Bunların varlığı sorun olduğu gibi yokluğu da sorun olabiliyor. Ancak şimdilerde özellikle ozon tabakasının inceldiği 2000’li yıllarda ne yazık ki insan oğlunun maruz kaldığı ultraviyole yükü artmış durumda. Bu nedenle melanoma ve diğer deri kanserlerinin görülme sıklığı korkutucu boyutlara ulaşmış durumda.

“UV-A, B, C; Yeryüzü ve İnsan ile Teması”

  

Önceki yazımızda ultraviyole ışınlara kısa bir giriş yapmıştık. Şimdi ise konumuzun odak noktası olan üç farklı ultraviyole ışığı ele alacağız.

 

 

Ultraviyole A, B ve C’nin diğer ultraviyole ışınlar arasındaki yeri.

 

UV -A, B ve C’nin dalga boyları. En küçük dalga boyuna UV-C sahip 100 – 280 nm. En geniş ise UV-A 315 – 400 nm.

 

Ultraviyole A (UV-A) 315-400 nm arasında dalga boyuna sahip olan, ozon tabakasında emilmeyen morötesi bir ışındır. Ultraviyole B (UV-B) ise 280-315 nm dalga boyu ile dalga boyu UV-A’dan kısa ancak enerjisi ise UV-A’dan daha yüksek olan, orta dalga boyuna sahip ve büyük bir kısmı ozon tabaksında emilmediği için yeryüzüne ulaşan ultraviyole ışıktır. İnsan oğlunun ozon tabakasına verdiği zararları düşünürsek daha da fazla UV-B’nin yer yüzüne ulaştığını kabul edebiliriz. Ultraviyole C (UV-C) ise 100-280 nm dalga boyu ile UV-A ve UV-B’den daha dar dalga boyuna ancak daha yüksek enerjiye sahip kısa dalga boyunda olan ve tamamı ozon tabakasında emilen morötesi ışındır. UV-C’nin altında seyreden morötesi dalga boylarında ise X ışınlarında olduğu gibi iyonize radyasyon etkisi ortaya çıkmaya başlar.

 

Görüldüğü gibi doğanın normal işleyişi içinde UV-C hiç temas etmemek, UV-B ile de az miktarda temas istiyoruz. Tabi ki insanoğlunun bozmadığı bir şey kalmadığı için bu düzenin de içine ettik ne yazık ki.

 

Şekilden de anlaşılacağı gibi gözümüz tüm UV ışınları geçirmiyor. Retinaya zarar verebilecek ışınları süzerek sadece az bir kısmımın göze girmesine izin veriyor. Bu sayede görme fonksiyonumuzu devam ettirebiliyoruz. Yoksa retinanın ultraviyoleden zarar görmesi çok kolaydır. 

 

İnsan gözünün görebildiği dalga boyunun 400-700 nm arasında olduğunu söylemiştik. Gözün asıl ışığı algılayıcı kısmı olan retinaya kadar ışığın ulaşabilmesi için öncelikle korneayı ardında da lensi geçmesi gerekmektedir. Kornea ve lensin asıl görevleri ışığı kırmaktır. 300-400 nm dalga boylarını lens engellerken, kornea 300 nm den daha kısa olan dalga boylarını engeller. Böylelikle retinayı UV’nin zararlı etkilerinden korumuş oluruz. Peki lensi kaldırsak ne olur? Bazı insanlar lensi olmadan doğabilmektedir. Bu kişiler görme alanına yakın olan dalga boylarındaki bazı UV ışınları görebilmektedir. Lensi olmayanlar normal insanlardan farklı olarak beyaz-mavi, beyaz-mor gibi renkleri görmekte olduklarını ifade etmişler. Tabi unutulmaması gereken bir şey de retinadaki reseptörlerin algılamaya hassas oldukları belli bir dalga boyu var. Yoksa tüm dalga boylarını algıladığını düşünsenize… Etrafımızda o kadar çok sinyal bulunmakta ki farkına varamadığımız, hepsini algılasaydık sinyal yükünden muhtemelen çıldırırdık.

Etrafımızda bulunan sonsuz sayıdaki sinyalden sadece belli bir kısmını görmemize izin var. Bu yüzden de “görmediğim şeylere inanmam” gibi ifadeler insan için oldukça komik kalıyor. Görmediğimiz ama bildiğimiz ve gerçekte var olan o kadar çok şey var ki… 

 

Ultraviyole ışıklar sadece insan vücudu ile değil güneş ile temas eden her şey ile etkileşir. Boyadan tutun temas ettikleri metallere kadar. Ultraviyole dokunduğu her şeyde hasarlayıcı etkiler ortaya çıkartır. Oluşturdukları bu etkilerin önüne geçmek için gün ışığına maruz kalan malzemelere artık ultraviyole ışınları absorbe eden veya yansıtan çeşitli moleküller eklenmektedir. Tıpkı insanoğlunun da kendisini güneş kremleri ile korumaya çalıştığı gibi. Ama insanda durum biraz daha farklı. Ultraviyolenin insanda hem yararlı hem de zararlı etkileri mevcut. Bu durumda aradaki dengeyi sağlamak gerekiyor.

Araçlarımızı, evlerimizi ve daha nice şeyi koruyoruz. Ama en kıymet vermemiz gerekenleri ne kadar koruyoruz?

 

Ultraviyole ışınların insan vücudu ile olan etkileşimlerini anlattığımız bir sonraki yazımızda görüşmek dileğiyle.

 

Kaynakça

https://www.ncbi.nlm.nih.gov

http://www.springer.com

https://www.ncbi.nlm.nih.gov

http://www.skincancer.org

 

Bu yazıya bir yorum yap

Scroll Up
%d blogcu bunu beğendi: