Kelime seçimi bir şeyi ifade etmede çok önemli. Örneğin baş ve kafa kelimeleri eş anlamlı olarak öğretilir. Ancak ağrıdan bahsederken “başım ağrıyor” demek, hakaret edeceğimiz zaman da “başsız” yerine “kafasız” demek daha uygun… Hatta ironi yaparken bu iş daha önemli. Misal; “memlekette kafasız insan yok ama başsız çok” derseniz, saçma sapan bir şey anlaşılır, daha doğrusu anlaşılmaz. Ancak “memlekette başsız insan yok ama kafasız çok” derseniz taşı sanki gediğine koyarsınız gibi… Tehlikeli sulara dalmayalım şimdi, hazır başımız varken kafamızı kullanalım.

Yeni bazı tabirleri kullanırken bu sıkıntı daha belirgin oluyor. Tıpta biyokimya isminde oldukça geniş bir saha (anabilim dalı) var. İnsan vücudunda olan tüm kimyasal reaksiyonları irdeliyor, inceliyor ve sağlıkla ve hastalıklarla ilişkisini anlamaya çalışıyor. Eskiden bunun ismi “hayati kimya” imiş. Bence çok daha güzel bir ifade; meramını iyi anlatıyor. Eğer bozulursa hayat bozulur, devam etmez algısı oluşturuyor. Tamamen amaca uygun. Şimdi biz biyokimya diyoruz, bu hissi vermiyor kelime…

Hayati Kimyadan bahsedip Güneş Yüreğir Hocadan bahsetmemek olmaz. Kendisi bir Akdeniz güneşidir. Allah uzun ömürler versin, kendisi zor zamanda hekimlik yapmış, Akdeniz Anemisi hastalığı konusunda dünya çapında çalışmalara imza atmış, kıymetini bilemediğimiz çok muhterem bir hocamızdır. Aynı zamanda 1960’lı yıllarda Klinik Hayati Kimya isimli hayati bir kitap yazmıştır… Kendisini saygı ve muhabbetle anıyorum…

Bendenizin azıcık da olsa uydurulmasına katkıda bulunduğum “yaşamsal zehir” tabiri de böyle. Ecnebicesi kadar etkili değil; vital toxin. Hayati zehir demek de işin hakkını vermiyor. En iyisi biz yaşamsal zehir tabirini biraz açarak yazıya devam edelim.

Meramımızı biraz Paracelcus’un felsefesinden araklamış gibi oluyoruz; varlığı, canlılığın olmazsa olmazı ancak miktarı artınca hayatiyete zarar veriyor, canlılığı zehirliyor. İşte böyle bir madde var ise buna “vital toxin, yaşamsal zehir ya da hayati zehir” denebilir. Peki var mı böyle bir madde, molekül? Var tabii. Hem metabolik hem de sosyolojik anlamda yaşamsal zehirler var.

İnsan metabolizması bilinen en karmaşık organizasyonlardan bir tanesi… Bilgisayar mühendislerinin vücutta gerçekleşen faaliyetlerin ihtimallerini hesaplayabileceklerini zannetmiyorum. Tüm bu karmaşaya rağmen, son derece sessiz çalışan, ucuz enerji kullanan muhteşem ve sağlam bir makinayı andırıyor!

Önce daha haddimiz olan metabolik olandan bahsedelim; sonra haddimizi aşıp sosyolojik analiz yapalım.

Metabolik yaşamsal zehir ne biliyor musunuz? Glikoz, evet glikoz yani bildiğiniz şeker… Sanırım çok şaşırmadınız. İkincisi oksijen, işte buna şaşırdınız… Ama biz bu yazıda glikoza odaklanacağız.

Glikoz yaşamsal bir zehirdir. Beyin onsuz çalış(a)maz. Herkes şeker hastalığından dolayı yüksek kan şekerinin zararlarını iyi kötü bilir. Bu genellemeyi bir de tersten okumak gerekir; yani düşük kan şekeri. Düşük kan şekeri pek sorun olarak algılanmaz. Bunun bir nedeni yüksekliği kadar sık karşılaşılmıyor olması ikinci nedeni ise ciddi kan şekeri düşüklüklerinin yaşamla bağdaşmamasıdır. Yani eğer kan şekeriniz sadece birkaç dakika kritik eşiğin altında kalırsa ölürsünüz. Gördüğünüz gibi glikoz hayati yani yaşamsal… Ancak belirli bir seviyenin üzerinde (şeker hastalığı) vücuda çok zarar veriyor; yani zehir… Glikoz tam bir yaşamsal zehir anlayacağınız…

Şeker hastalığından dolayı hep yüksekliğine alıştığımız, yüksekliğini konuşup, düşürmeye çalıştığımız kan şekerinin düşüklüğü hayatı tehdit eden bir beladır. Vücut bu düşüklüğü normale çevirmek için bir değil dört, beş hormonla uğraşır… Çünkü düşük kan şekerinde beyniniz çalışmaz, sinirli olursunuz, halsizlik, baş ağrısı, baş dönmesi, yorgunluk yakanızı bırakmaz. Düşüklük uzun sürer ve kan şekeriniz 40’ın altına düşerse hayatınız tehlikeye girebilir…

Bu iki nedenle belirli bir aralıkta tutulması için çok güçlü (robust) mekanizmalar var. Robust kelimesini ukalalık olsun diye yazmadım. Türkçe karşılığı olarak ‘çok güçlü’ desem de meramım yine eksik kalıyor. Sağlam, dayanıklı ve güçlü demek daha doğru.

Biz modern çağda bolluk döneminde yaşıyoruz. Bizim için glikozun azlığı çok sorun olmuyor. Ancak insanoğlu hep böyle “bir eli rafine yağda, bir eli sahte balda” yaşamamış. Gıdanın, enerjinin yokluğu/kıtlığı dönemlerine maruz kalmış ve yaşamının devamı için kan şekerini tüm olumsuz şartlara rağmen belirli bir sınırın üzerinde tutmaya mecburmuş. Yoksa hayatı sona erermiş…

Bunun için insan vücudunda “kan şekerini düşüren” BİR adet hormon varken, kan şekerini yükselten en az DÖRT hormon vardır. Kan şekerini düşüren ve herkesin bildiği hormon insülin… Hepimiz ona öyle muhtacız ki!

Adrenalin, noradrenalin, tiroit hormonları, büyüme hormonu ve kortizol ise kan şekerini yükseltmeye odaklanmışlardır. Yüzyıllar boyunca hayatın devamlılığı bu hormonlar sayesinde mümkün olmuştur.

Devam edeceğiz…

Bu yazıya bir yorum yap

Scroll Up
%d blogcu bunu beğendi: