İnceleyeceğimiz makalenin birkaç açıdan önemli olduğunu bir önceki yazıda ifade etmiştik. Hormonların dermal papilla hücrelerine etkisine aracılık eden mekanizma ve saç döken bu mekanizmaya EGCG gibi yararlı/zararsız, organik (kıyağım olsun) ve bitkisel kökenli bir fikokimyasalla müdahale edilebilme olasılığı…

Erkek tipi saç dökülmesinde DHT’nin güçlü etkisi genel kabul gördüğü ve bilimsel olarak ispatlandığı için 5-alfa redüktaz enzimi önemli bir hedef olmuştur. Bu enzimin inhibe edilmesi ile saça yararlı olunabilir. Zaten FDA onaylı iki üründen bir tanesi olan finasterid bu işi yaptığı için onay almış durumda.

Bu şekil erkek tipi (androjenik) dökülmeyi en azından kısmen anlamak için oldukça önemli; testosteron (kırmızı T) testislerden salgılanıyor başlıca, kana geçiyor ve saç köküne geliyor. Saç kökündeki hücrelerin içine giriyor; bu hücrelerin içindeki bir enzim olan 5-AR (mavi altıgen) ile DHT’ye dönüşüyor (bordo ok). DHT saç kök hücrelerinde (dermal papilla) yaşlanma, fonksiyon kaybı, ölüm gibi etkilere neden oluyor ve saç minyatürize oluyor. Bu etkiyi özellikle erkeklerin kafasında ayva tüyü, hav tüy (vellus) gördüğümüzde kolayca anlıyoruz. 

DHT kendine ait reseptörleri (müzik-kulak alegorisi bu mekanizmayı anlamak için önemli) uyardığında bambaşka bir dünyanın kapıları açılıyor bize. Hani müzik dinlemek sadece müzik dinlemek değildir ya onun gibi. Duygulanırsınız, belki neşe ya da hüzün… Bazen hareketlenirsiniz, içiniz kıpır kıpır olur ya da gözleniriz dolar. Ne kadar çok etkisi var.

Aynı bu şekilde DHT androjen reseptörlerini uyardığında mikroRNA dediğimiz küçük çok küçük RNA parçacıkları ortalığa saçılıyor. Bu mikroRNA’lar kendi küçüklüklerinin aksine, örneğin bir proteinin üretimini durdurabiliyor, ötekini artırıyor ve bir diğerini de baskılıyor. Böylece hücre bölünmesi, hücre ölümü, hücre farklanması gibi çok temel bazı hücresel faaliyetleri etkileyebiliyorlar.

Bu şekil çok daha önemli; bakınız yukarıda solda testislerden salgılanan testosteron var. Bu hormon saç kök hücrelerine yine testosteron olarak geliyor. Yani kanda veya başka bir dokuda DHT’ye dönüşmüyor. Yani testosteronu DHT’ye döndüren meşhur 5-AR enzimi ‘HÜCRE İÇİNDE’ bulunuyor. DHT’ye dönüştükten sonra kendi reseptörlerine bağlanıyor (AR; androjen reseptörleri) ve doğruca harem dairesi diyebileceğimiz çekirdeğe gidiyor ve orada bir sürü etkiye neden oluyor. Burada önemli olan nokta şu; ağızdan alınan finasterid türü ilaçlar ya da diğerleri tüm vücuda yayılıp hücrelerin içindeki bu enzimi inhibe etmek zorundalar. Ancak saça topikal yani deriden verilen az miktarda bir 5-AR inhibitörü hem miktar olarak çok az olacak hem de sadece saçta etkili olacak. Bu sayede libido kaybı gibi ciddi yan etkiler minimuma indirilmiş olacak. 

Bu nedenlerle mikroRNA’lar ve onların sağlık/hastalık ile ilişkileri tıbbın geleceğinde çok önemli yer alacaklar, bundan emin olabilirsiniz.

1956 yılında IBM firmasının ürettiği ilk hard diski bilir misiniz? Sadece 5 MB bilgi depolayabilen bu diski forkliftle uçağa bindirmişler. Aradan sadece 60 yıl geçmiş ve bugün elimizde 128 GB bilgi depolayabilen mikroSD kartlar var. İşte mikroRNA’lara biyolojik mikroSD’ler gözüyle bakabilmeliyiz. Bu noktaya daha sonra dönmek üzere makaleye devam edelim.

1956 yılında IBM firması ilk hard diski yapar; disk o kadar büyüktür ki, uçağa forkliftle ancak yüklenir. Toplam hafıza sadece 5 megabayttır. Bundan sadece 60 yıl sonra tırnak kadar bir mikroSD kartın hafızası 64 GB’a şimdilerde 128’e ulaşmıştır. Bu baş döndürücü teknolojik hız, öncekinin 5 MB için 120.000 dolar olan fiyatını şimdilerde 128 GB için 80 dolara kadar indirmiştir. Ne kadar küçük bir fiziksel alanda ne kadar büyük veri saklanabileceğini görüyorsunuz. MikroRNA’lar da böyle, çok küçükler ancak devasa bir bilgiyi taşıyor olabilirler…

Araştırmacılar insan dermal papilla hücrelerini kültüre ediyorlar. DHT ile muamele edip ortaya çıkan etkileri görüyorlar, sonra da EGCG ile bu etkilerin ne kadarının geriye döndürüldüğünü ve buna mikroRNA’ların ne ölçüde aracılık ettiğini inceliyorlar.

Bildiğimiz kadarıyla insan vücudunda binlerce mikroRNA var… Çok küçükler ama çok iş yapıyorlar. Bu konu tıbbın geleceğine damga vuracak hususlardan bir tanesi. Çok büyük tedavi edici potansiyelleri var gibi görünüyor. 

DHT dermal papilla hücrelerini birden çok mekanizma ile yaşlandırıyor/kontrollü ölüme yönlendiriyor. Yaşlanmadan kastımız tıpkı insanda olduğu gibi kabaca fonksiyon/görevlerini eskisi kadar iyi yapamaması… Böylece anlıyoruz ki, DHT dermal papilla hücrelerinin sayısını azaltıyor, kalitelerini düşürüyor ve onları yaşlandırıyor. Bu hedeflere aracılık eden mekanizmalar oksidasyon, apoptosis, hücre büyümesi ve bölünmesinin yavaşlatılması gibi mekanizmalar.

EGCG, DHT’nin aracılık ettiği ve saçı yaşlandıran, saç üreten fabrikayı eskiten ve hücreleri öldüren tüm mekanizmaları itina ile yavaşlatıyor, geri çeviriyor ya da durduruyor. Ve bu etkilere onlarca mikroRNA aracılık ediyor.

EGCG DHT’nin etkilediği onlarca genin aktivitesini etkiliyor. Bu etkiyi mikroRNA seviyelerini onlarca kat artırıp (up) azaltarak (down) yapıyor. Bu oldukça güçlü bir etki… Bu anlaşılması zor tablodaki her satır bir mikroRNA’yı gösteriyor. Chr ise o mikroRNA’nın hangi kromozomda bulunduğunu gösteriyor. Görüldüğü gibi EGCG hemen her gen üzerine etki gösteriyor. Bu da ‘amaca yönelik etki’ gösterdiğinin en önemli göstergelerinden bir tanesi…

Burada da EGCG’ın yukarıdaki mikroRNA’lar aracılığı ile onlarca (belki yüzlerce) geni etkilediği ve bu genlerin protein üretme kapasitelerini artırdığı veya azalttığı ortaya görülüyor. Şekiller çok mana ifade etmeyebilir, ancak EGCG’ın son derece etkili ve yetkili olduğunu açık ediyor. 

EGCG gibi olumsuz etkileri olmayan ya da zararlı bir etkisinin olmadığını bildiğimiz polifenolik bir fitokimyasalın saç ile bu kadar yakından ilişkisinin olması oldukça güzel. Bu maddenin saç ürünlerinin içerisinde kullanılması sorunun çözümü için oldukça umut verici. Ancak etkin dozu, maruziyet süresi, maruziyet miktarı ve tekrarlanım gereksinimleri gibi ileri düzey çalışmaların da elbette yapılması gerekiyor. Yani çay iç saçın çıksın, saça sür artsın gibi bir yararlılık değil bu; bilmem anlatabildim mi?

Bu yazıya bir yorum yap

Scroll Up
%d blogcu bunu beğendi: