Gün geçmiyor ki çay hakkında yeni ve etkileyici bir araştırma yayınlamasın… Hatta şöyle diyenler var; ‘Türkler o kadar çay içiyorlar ki, havanın, suyun, gıdaların sağlıksızlığına ve bu kadar sigaraya rağmen toplumca iyi ayakta duruyorlar.’ Söz bilimsel olmasa da, çayın sağlıklılığını ortaya koymak açısından kulak verilebilir nitelikte.

Her ne kadar siyah ve yeşil çay arasında katı bir farklılık devam etse de içindeki fitokimyasallar açısından bakıldığında aynı ailenin çocukları (bitkileri) olmaları hasebiyle ‘çayın sağlıklılık’ algısı yükseliyor.

Çay pek çok kültürde tercih edilen bir içecek. Yeşil, siyah, beyaz gibi farklılıkları olsa da çay ailesinin tüm üyeleri iyi birer günlük içeçek kabul edilebilir. 

Daha önce çayın içindeki önemli etken maddelerden bir tanesi olan Epigallocatechin Gallate (EGCG) hakkında yayımlanan bir makaleyi incelemiştik. Bu madde iyi bir antioksidan, genelde vurgulanan nokta bu. Ancak bu nokta devede kulak sayılır. Nedeni ise daha farklı bir mekanizmada ve inceleyeceğimiz makalenin adında saklı;

“Epigallocatechin Gallate-Mediated Alteration of the MicroRNA Expression Profile in 5α-Dihydrotestosterone-Treated Human Dermal Papilla Cells”

Güney Koreliler saç işi ile çok uğraşıyorlar. Bu çalışmayı yapan ekip de Konkuk Üniversitesinden… Bu tür çalışmaların üniversiteden, tıp fakültelerinden çıkması gayet normal ancak şuna bakınız; Korea Institute for Skin and Clinical Sciences and Molecular-Targeted Drug Research Center diye bir enstitüleri var üniversite bünyesinde… Bizde daha en temel enstitüler dahi epey az iken, bilimde araştırmada ne kadar ileriye gitmişler. Koca enstitü sadece deri ve hedeflenmiş ilaç çalışmalarına odaklanmış durumda…

Bu başlık özetle şunu söylüyor; saçı döktüğüne inandığımız Dihidrotestosteron (DHT) uygulanmış insan dermal papilla hücrelerindeki (kök hücreler) mikroRNA profil değişiklikleri…

Burada hekim arkadaşların ilk dikkatini çekmesi gereken nokta mikroRNA ifadesi, saç sağlığı ile uğraşanların ise EGCG isimli fitokimyasalın dermal papilla hücrelerini epigenetik düzeyde etkileyebiliyor olduğu gerçeğidir.

Hele bir de EGCG dermal papilla hücrelerini olumlu, yani DHT’nin etkisini/baskısını azaltıcı yönde etkiliyorsa, bu kimyasalın saç sağlığı ile halihazırda olan nişanını nikaha taşıyabiliriz.

EGCG pek çok hastalıkta etkin bir fitokimyasal… Bu tür moleküllere ‘vücudun dilinden anlayan moleküller’ diyoruz. Nerede ne yapması gerekiyorsa onu yapıyor. Kanser tedavisinde de umut vaad eden bir molekül EGCG. Tümör hücrelerine saldırmıyor, onları kibarca apoptosis dediğimiz kontrollü hücre ölümüne sevk ediyor. 

Bunun için makaleye bir göz atalım.

Makalenin ilk cümlesi şu; “Androgenic alopecia causes hair loss by shortening the growth phase (anagen) of hair follicles; it is provoked by excessive androgen-receptor activation by androgens such as testosterone and dihydrotestosterone (DHT) in post-pubertal males.”

İlk vurgu androgenik alopesiye; çok dikkat çekici bir ifade bu. Daha önce tartıştığımız konunun ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor. Hastalığın yani saç dökülmesinin bilimsel ismi androgenetik alopesi, sanırım hatırladınız. Ancak bakın bu makale öyle demiyor, androgenic diyor. Yani genetiği işin içine katmıyor. İlginç olduğu kadar iddialı bir yaklaşım ve çok önemli…

Cümledeki ikinci husus androgenlerin, yani testosteron ve DHT’nin büyüme fazı dediğimiz anagen fazı kısalttığını ifade ediyor, kabulümüzdür. Zira terminal bir saç telini vellus haline getiren ana mekanizma işte bu faz kısalması… Ayrıntıları bizi konudan uzaklaştıracağı için geçiyorum.

Üçüncü nokta, DHT’nin ya da androjenlerin bu işi yaparken aşırı (fazla) androjen reseptör aktivasyonunu uyardıkları… Hatırlar mısınız bu konuyu açıklamak için müzik-kulak ilişkisini örnek olarak vermiştim.

Son olarak araştırmacılar ‘post-pubertal’ diye bir ifade kullanıyorlar, yani ergenlikten sonra… Bakınız tek bir cümlede bu kadar önemli dört noktayı birleştirebilen bir makale karşımıza çok sık çıkmaz. Gerçekten okunması ve yararlanılması gereken bir makale olduğu açıkça daha ilk cümleden ortaya çıkmış durumda…

Makalenin giriş cümlesindeki iddiaları özetleyerek makaleyi incelemeye geçelim; saç dökülmesi androjenik diyor, testosteron ve DHT ile ilişki kuruyor, genetiğe bulaşmıyor. Reseptör aktivitesi artışından bahsediyor, yani sadece testosteron ve DHT yetmez, bunların mesajını alacak bir yapının (reseptör) miktarı önemli diyor. Nihayet EGCG isimli çay fitokimyasalının bu işlere dahil olarak yararlı işler yaptığını söylüyor…

Bu yazıya bir yorum yap

Scroll Up
%d blogcu bunu beğendi: