Yağlar yine gündemde… Hangi yağ sağlıklı hangisi kanserojen ya da tüketilmemesi gereken yağ bunlar kamuoyunda epeyce tartışılıyor.

Hala dillerde olan bir türkü vardır; hepiniz hatırlarsınız…

“Zeytinyağlı yiyemem aman, basma da fistan giyemem aman.

Senin gibi cahile, ben efendim diyemem aman.” diye başlar. Bu türkünün yarı şehir efsanesi yarı gerçek bir hikayesi var… Hikayeden önce kısa bir tıp tarihi turu atalım.

Bir zamanlar şu genelleme doğru kabul ediliyordu: “Tüm sıvı yağlar sağlıklı, tüm katı yağlar zararlıdır.” Çünkü sıvı yağlar vücut sıcaklığında erimiş (sıvı) haldedir ancak katı yağlar (tereyağı, iç yağı, hayvansal yağlar, margarinler vs.) vücutta katı halde bulunur ve damarları tıkar.

Bu genellemenin yanlış olduğu zamanla anlaşıldı. Kolesterol içermemelerine rağmen tüm sıvı yağlar yararlı değildi. Örneğin ayçiçek yağı, mısırözü yağı vs. yüksek sıcaklıklara maruz kaldıkları ve rafinasyon sırasında kötü muamele edildikleri için sıvı olmalarına rağmen zararlı olabiliyorlardı (Bk. Palm Yağı Meselesi).

Margarinlerin hidrojen bombardımanına tutulmuş sıvı yağlar olduğunu öğrendikten sonra bunun zararlı olduğu fikri perçinlenmiş oldu. Margarin neredeyse madeni yağ, petrolden elde edilmiş yağ gibi son derece suni bir yağdı. İsimleri ve kokuları üzerinden (zeytinyağlı margarin, tereyağlı margarin vs.) yapılan algı operasyonları da bu gerçeği zerre kadar değiştirmiyordu. Trans yağ içerikleri yüksekti ve her geçen gün yeni bir zararları ortaya çıkıyordu ve çıkmaya devam ediyor (https://www.ncbi.nlm.nih.gov).

Ama zamanla özellikle tereyağının aklandığını ve katı olmasına rağmen yararlı yağlar sınıfına terfi ettirildiğini görüyoruz; hatta bırakın tokluğa katkısını, obezitenin ve bu hastalığın başlangıcı sayılan mikropsuz yangıya karşı bile önemli bir argüman olduğunu görüyoruz (https://www.ncbi.nlm.nih.gov).

Herkesin üzerinde mutabık olduğu, yararları saymakla bitmeyen yağ ise zeytinyağıdır. Peki bu hep böyle miydi? Elbette hayır. Bir zamanlar bambaşka (kapitalist, ekonomik) nedenlerle zeytinyağı kötülenmiş ve bir algı operasyonuna maruz kalmıştı. Hikaye, Candan Erçetin’den dinlemenin ayrı bir keyif verdiği Bursa yöresine ait “Zeytinyağlı yiyemem aman, basma da fistan giyemem aman” türküsünün yazılma zamanına kadar geriye gidiyor.

2. Dünya Savaşı’ndan sonra ABD dünyada bir numara olduğunu perçinlemek için Marshall Planı kapsamında bazı ülkelere yardım gönderir. 16 ülke yardım kapsamına alınır, birisi de Türkiye’dir. Türkler o vakitlerde zeytinyağı ve tereyağından başka yağ bilmezler. Ancak ABD dünyanın en büyük mısır yağı üreticisi olarak kendine pazar aramaktadır.

Çünkü ABD geçmişten beri dünyanın en büyük mısır (ve dolayısıyla mısıryağı) üreticisidir. Türkler zeytinyağından koparılır ve diğer sıvı yağlara alıştırılır. Bu husus Osman Nuri Koçtürk hocanın kitaplarında geniş yer bulmuştur (bk. Yeni Sömürgecilik Açısından Gıda Emperyalizmi, Osman Nuri Koçtürk, Ziraat Mühendisleri Odası, Yeniden Basım, 2009). Bu arada bir “Tarım Savaşçısı” olan Osman Hoca (Tarhana Osman)’nın kıymeti çok sonraları anlaşılmıştır. Günümüzde İzmir Karşıyaka’ya bir büstü yapılmış ve az da olsa vefa borcu ödenmiştir.

Konumuza dönelim; bu süreç ile ilişkili midir bilinmez ama sözleri “Zeytinyağlı yiyemem aman basma da fistan giyemem aman.” diye başlayan türkü 1954 yılında Muzaffer Sarısözen (1899-1963) tarafından derlenmiştir. Sarısözen dönemin en büyük THM sanatçı ve derleyicilerindendir. Şarkı kısa zamanda büyük bir popülarite kazanarak günümüze kadar ulaşır.

Türk halkı o zamanlardan sonra zeytinyağı dışındaki sıvı yağlara ve zamanla margarinlere büyük ilgi gösterir. Tüketimleri artar ve zeytinyağı unutulur.

Şarkının devamı algı operasyonuna bilerek veya bilmeyerek hizmet etmeye devam eder. “Basma da fistan giyemem aman.” Artık toplum Amerikan (batı) tarzı giyinmelidir, şarkı basma ve fistanı aşağılamaktadır. Asıl aşağılama, tartışmasız liderimiz Ulu Önder Atatürk’ün “milletin efendisi” ilan ettiği zeytinyağı üreticisi köylüye gelir: “…senin gibi cahile, ben efendim diyemem aman.” Böylece zeytinyağı, basma fistan giyen köylü kadınlar ve nihayet zeytinyağı üreticisi köylü bir güzel aşağılanır. Biz de hoş bir türkü diye mırıldanır dururuz.

O zamanlar aşağılanan zeytinyağı bugün altın değerinde bir sağlık argümanı; şifa niyetine, ilaç niyetine, hatta yaşlanmayı geciktirmek için tüketiliyor ve bu doğru (https://www.ncbi.nlm.nih.gov).

Oysa bundan sadece 50-60 yıl önce işte böyle bir algı operasyonuna maruz kalmış. Şimdi zeytinyağı yemek için can atıyoruz ama arayın ki gerçek sızma, soğuk pres halis zeytinyağı bulun.

Scroll Up
%d blogcu bunu beğendi: