Androgenetik tabirinin ‘andro’ kısmını ilk yazıda tartışmıştık. Genetik kısmı da elbette önemli. Ancak biraz tartışılması gereken bir konu. Önce ırklar arası bazı farklılıklara göz atalım.

Beyaz ırkta %80’lere kadar çıkan erkek tipi androgenetik alopesi oranı Asya erkeklerinde %15’ler civarında… Kore’de tüm yaşlardaki erkeklerde yapılan bir çalışma da buna benzer bir oran ortaya koymuş durumda; %14.1 (1).

Uzakdoğulu erkekler kılsızlar; ne bacaklarında ne kollarında ne de göğüslerinde beyaz ırk kadar kıllanmaları var. Bu durum bazen “feminen” olarak algılansa da, hormonal altyapılarının önemli artılarından bir tanesi bu kılsızlığa paralel saç dökülme sorunlarının da az oluşu…

Bu ilginç bir rakam; gerçekten insanın zihnine hemen hiç kel Koreli gelmiyor. Burada dikkati çeken bir durum daha var. Asyalı erkekler aynı zamanda tüysüzler. Kollarında, bacaklarında, göğüslerinde de pek tüy yok. Bunu tamamıyla genetik ile açıklamak biraz zor.

Uzakdoğu’da şöyle bir durum var; beslenme alışkanlıklarında çok fazla fitoöstrojen türevleri bulunuyor. Yani o coğrafyanın erkekleri başta soya, soya unu, soya yağı olmak üzere değişik bitkisel kaynaklardan ve deniz ürünlerinden östrojen etkisi oluşturan epeyce kimyasal alıyorlar gıdalarla.

Her iki cinste de tüylenmeden testosteron ve türevleri sorumludur. Yani sadece erkeklerde değil, kadınlarda da tüylenmeyi testosteron yönetir. Östrojen tüylenme yapmaz. Uzakdoğu’nun erkeklerinde sadece bu nedenle olmasa da farklı bir tüylenme paterni vardır. Genel olarak vücut kıllanmaları azdır ve saçları dökülmeye eğilimli değildir.

Gıdalarla aldıkları östrojenik etkili kimyasalların çokluğundan dolayı olsa gerek Uzakdoğu erkeklerinin sesleri ince, yapıları narin ve boyları ortalamaların altındadır. Tek neden bu olmasa da genetik dışı nedenlerin ve özellikle hormonların güçlü etkisine önemli bir delil olarak kabul edilebilir.

Benzer rakamlar Afrika için de geçerli. Kıtanın fakirliğine, olumsuz yaşam koşullarına rağmen Afrikalı erkeklerde AGA sorunu Uzakdoğulu erkeklerle aynı oranda; yaklaşık %14. Kadınlarda ise çok daha düşük %3.5 civarında. Oysa Kuzey Amerika’ya göç etmiş zencilerde rakam daha yüksek. Burada da genetiğin yanında stres gibi başka faktörlerin öne çıktığını ya da baskın rol oynadığını düşündüren sonuçlar var.

Erkek vücudunda oluşan androjenik (hormonlarla ilgili/testosteronla ilgili) kıllanma haritası… Bizim de içinde olduğumuz siyah kuşak oldukça kıllı (%70 vücut bölgesi). Uzakdoğunun da içinde olduğu Asya ve Afrika bölgelerinde kıllanma oldukça düşük (%5 ve altı). Vaziyet doğrudan iklimle ilişkili gibi durmuyor, zira Kuzey Afrika oldukça sıcak iken çok kıllı Avrupa ise o kadar sıcak değil ama kıllı. Hele İskandinav ülkeleri hem soğuk hem kıllı. Asya ise tam bir karmaşa, soğuk da sıcak da kılsız… Dolayısı ile vaziyeti sadece iklimle açıklayamıyoruz. 

Her ne kadar ırklar arası farklılıklar çok büyük olsa da genetiğin baskın rolü artık eskisi kadar üzerinde durulan bir husus değil. Genetikten ziyade epigenetiğin -yani genlerle yaşanılan çevrenin ilişkisi sonucu ortaya çıkan kompozisyon, daha baskın rol oynadığını düşündüren veriler var elimizde (2).

Japonların yaptığı ikiz çalışmasından örnekler; tüm tek yumurta ikizleri bir yıl boyunca minoxidil+finasteride tedavisine alınıyorlar. Bu ikizler 28 yaşında. Bir yıl sonra sigara içenle içmeyen arasındaki bariz farklılık açıkça görülüyor. Üstte hiç sigara içmeyen ikiz kardeş, altta sigara içen… Alkol alışkanlıkları tamamen aynı. 

Bu iki ikizde de tek farklılık sigara; sonuçlar oldukça etkileyici…

Sigara ve alkol alışkanlıkları aynı iki ikiz; başlangıç çok farklı olsa da 12 aylık tedavi sonrası saçlar eşitlenmiş…

Japonların yaptığı ve yaklaşık 6 yıl takip ettikleri ikiz kardeşler çalışması bu konuda önemli bir kaynak oluşturmuş durumda. Öncesinde daha cılız çıkan sesler şimdi daha tok, daha emin. Genetiğin baskınlığına rağmen insanı çevre daha kuvvetli etkiliyor. Çevreden kastımız bir çok faktör olsa da, yeme içme kültürü, iklim, iş ve aile ortamı, içki, sigara gibi alışkanlıklar listenin en başında yer alıyorlar…

Yakın bir gelecekte ‘androgenetik alopesi’nin ismi ‘androepigenetik alopesi’ olarak değişeceğe benziyor. Çalışmalarımız ve hasta sonuçlarımız bizi de aynı noktaya yönlendirmiş durumda…

Çevre (environment) insan üzerine oldukça etkili; çevresel etkenlerin (iklim, içki, sigara, stres, yaşam koşulları, hava kirliliği vs.) genetik (genetic) ve epigenetik (epigenetic) üzerine etkileri yadsınamaz. Farklılık şurada; hastalıkların nedeni genetik bozukluklarda ise bunu ne yazık ki düzeltemiyoruz, ancak eğer epinegenetik değişiklikler bir hastalığa neden olmuş ise (örneğin saç dökülmesi) bunu geri döndürmenin yolları var. Yaptığımız çalışmalarda saç dökülmesini tamamen geri döndürebildiğimizi gördük; bu nedenle erkek tipi saç dökülmesi ‘androgenetik’ değil ‘androepigenetik’ gibi duruyor. 

  1. https://synapse.koreamed.org
  2. http://www.jle.com

Bu yazıya bir yorum yap

Scroll Up
%d blogcu bunu beğendi: