Türkçede de benzer tabirler olmalı. Alışmış kudurmuştan beterdir buna tam uymuyor sanırım. Bir tür bağımlılık bu; tanımlaması biraz zor…Tabiri ilk kez bir Alman akradaşımdan duymuştum.

Piranaları ya da köpek balıklarını bilirsiniz. İddia edilir ki, bu tür balıklar çok uzaklardaki milyonda bir oranında kanın kokusunu alırlar ve çılgına dönerler. Artık hedefe kilitlenmişlerdir, hızla o noktaya hareket eder ve karşılarına çıkan yaralı bir deniz canlısı mıdır, yoksa bir oltanın uçundaki et parçası mı hiç fark etmez, ona saldırırlar… Av ile avcı arasında bir kaderleşmedir artık cereyan edecekler.

Burada önemli olan nokta şu; o balıklar kan kokusunun kaynağı konusunda bir eğitim alamazlar. Her defasında bir balığın vücudundan ya da bir oltanın ucundan ortalığa salınan kana karşı aynı çılgın reaksiyonu verirler. Çünkü kan onları baştan çıkarır, direnemezler. Bu onların doğasına aykırı bir davranış değil elbette. Her avcı potansiyel bir avdır aynı zamanda… Onlar kan kokusuna karşı direnemezler, böyle hayatta kalırlar ve bir gün böyle ölürler.

İnsan da bir kere kan yaladı mı, aynı o köpek balıkları, piranalar gibi olur. Ne demek ‘insanın bir kere kan yalaması!’ Bunu hakkıyla tarif edebileceğimi sanmıyorum, ama hissettiklerim var, yaşadıklarım, gördüklerim… Onları anlatmaya çalışacağım.

Modern çağ insanının doymazlığı bir kan yalama sendromudur mesela… Bir insanın mutlu olması için yeten para ve maddi varlığın miktarı ile ilgili bilimsel veriler var… Hani ‘para mutluluk getirir mi?’ sorusuna cevap olması için araştırılmış. Karşımıza çıkan rakam zenginlerin zenginliklerini anlamsızlaştırıyor. Bu elbette herkesin ulaşabileceği bir rakam değil, ancak bu rakamın üzerinde belki dünyada yüz milyon insan var. Paraları mutluluk sınırının çok ama çok üzerinde.

Konu paradan açıldığı için örnek böyle oldu. Yoksa hırs da kan yalamaktır, nefret de… İnsana kazandırdıkları kaybettirdiklerinin yanında küçüktür, azdır. Ama bana en çok kan yalayanları sorarsanız siyasetle uğraşanlar derim.

Onlar gerçekten kan yalıyorlar; dünyadaki politikacıları şöyle bir gözden geçirin. Bir insan neden sekiz defa başbakan olmak ister; ömrünü başbakan olarak tamamlamak için kan yalamış bir pirana gibi oy sandığına saldırır?

ABD’deki siyaseti eleştiren bir karikatür; politikacılar hırsları (greed) ile güçleri (power) arasına halkı tıkıştırıp bir güzel yiyorlar diyor. 

ABD sisteminde ‘en iyi’ dahi ancak iki kez seçilebilirken, bir aptallık mı söz konusu yoksa politikacıları kan yalar olmaktan alıkoyan bir önlem mi?

Diktatörlerin bir türlü yönetime doymaması, onların karınlarının doymamasından mı yoksa dikte etmenin kanını yaladıkları için mi?

İnsanlar da tıpkı piranalar, köpek balıkları gibi bu konuda eğitime dirençliler. Bunun yakın tarihimizde güzel örnekleri var.

Bu da kan yalamış birisi; artık her ne ise o tadını aldığı (galiba para) yapmak istediğini değil, yaladığı kanın gereğini yapıyor. Klasik anlamda kan yalamak bir ‘vicdan veya cüzdan’ meselesi gibi dursa da, durum onun da ötesinde…

Fikret Kızılok’u bilir misiniz? Şarkıları gönlümüze ok, Fikret Kızılok… Bu Kalp Seni Unutur mu, Gönül, Zaman Zaman gibi kült parçaların yanında bir tanesi var ki, tam bir kan yalama hikayesi anlatıyor.

Bir başka okumayla bu parçaya ‘Türkiye’nin yakın (makus) tarihi’ de diyebilirsiniz. Bu parçanın ismi şu; Süleyman Hep Başbakan… Mutlaka dinlemenizi öneririm, buyurun bu da linki (https://www.youtube.com).

Süleyman Demirel rahmetli oldu, ardından konuşmak olmaz. Belki durum farklıydı, biz de küçücük bir çocuktuk o vakitler. Ancak sanki iyi kötü bir kan yalama hikayesi bu…

Rahmetli Tuncay Kurtiz bir röportajında şunları söylüyor; “Başka ne olabilirim ki, ben bir Komünistim, isteyen ne derse desin. Komünizm nedir acaba; bir rüyadır. Ben bir rüya görüyorum. Bu rüya benim ütopyam… Nedir ütopya? Gerçekleştirilmesi olanaksız tasarı ya da düşünce veya “ideal toplum” düzeni olarak da isimlendirebiliriz. Benim için ideal toplum düzenidir, kim ne söylerse söylesin. Benim rüyamda insanlar eşit, orada insanlar özgür. Bugün 1 milyar insan açlıktan ölüyor. Medeniyet, kapitalizm ve emperyalizm işte insanoğlunu bu noktaya getirdi. Açlığın, sefaletin içerisine sürükledi… Irak’ta petrolü ele geçirmek isteyenler bölgeye demokrasi getireceğiz söylentisiyle 1 milyon insanı öldürdü. Afganistan’da neler oluyor kimse bilmiyor.”

Rahmetli Kurtiz bir isyanı dile getiriyor aslında… Komünistim diyor, ancak bunu bir ütopya, bir rüya olarak tanımlıyor. Dahası, bir replikte (kendi düşüncesi olmayabilir) şöyle diyor; “Bu dünyada iki şeye inanırım, aynaya bakınca gördüğüme, yukarıya bakınca görmediğime…”

Tuncay Kurtiz’in ne olduğu, neye inandığı değil konumuz, konumuz şu: bir sanatçı, bir toplum önderi olarak Kurtiz özetle “ben kan yalamam” diyor. Kan yalamaktan korunmanın kendince yollarını aramış ve sanırım bulmuş, bunları söylüyor.

Bence insan çok dikkat etmeli kan yalamamaya… Hele kendi hemcinsinin kanını… Yoksa keser döner sap döner, gün gelir hesap döner, sizin kanınıza da bir talip çıkar.

2 Comments

  1. Haddim olmaz, ama şu kıssa da acaba Tuncay Kurtiz’e ithaf olunabilir mi?
    ———————-
    Nasreddin Hoca’ya sormuşlar: “Kimsin?”
    “Hiç” demiş Hoca, “hiç kimseyim.”
    Dudak bükülüp önemsenmediğini görünce,
    sormuş Hoca: “Sen kimsin?”
    “Mutasarrıf”ım demiş adam kabara kabara.
    “Sonra ne olacaksın?” diye sormuş Nasreddin Hoca.
    “Herhalde vali olurum” diye cevaplamış adam…
    “Daha sonra?..” diye üstelemiş Hoca.
    “Vezir” demiş adam.
    “Daha daha sonra ne olacaksın?”
    “Bir ihtimal sadrazam olabilirim.”
    “Peki ondan sonra?”
    Artık makam kalmadığı için adam boynunu büküp “Hiiiç.” Demiş
    “Daha niye kabarıyorsun be adam”, demiş Hoca:
    “Ben şimdiden, senin yıllar sonra gelebileceğin makamdayım!
    ———————-

  2. 20 yıl öncesinde ne kadar ‘çoksesli’ bir ortamda yaşıyormuşuz… Fikret Kızılok o şarkıyı yaptığında ‘Süleyman’ gerçekten de başbakandı. Ne yaptı peki? İlk denk geldikleri ortamda kendisini tebrik etti. Sanırım ilave söze gerek yok…

Bu yazıya bir yorum yap

Scroll Up
%d blogcu bunu beğendi: