Bu yazının başlığını şöyle koymak isterdim; b.ktan tedavi. Ancak pek yakışık almaz diye düşündüm. Bazen en doğru ifade en güzeli olmuyor, kibar olmanız ve toplumsal kurallara uymanız gerekiyor. O nedenle başlık ağır abi edasında ‘miktobiyota ve alopesi areata’ oldu.

Alopesi areata (alopecia areata) lokal saç dökülmesi demek, otoimmun bir hastalık. Yani erkek tipi saç dökülmesinden farklı. İnsanın immün (savunma) sistemi bir grup saç kökünü yabancılıyor ve saldırıyor. Bir sabah kalkmışsınız, bir kısım saçlarınız dökülüvermiş. Bu nedenle halk arasında saçkıran olarak biliniyor bu hastalık.

Tahmin edilenden daha yaygın, ülkemize ait rakam var mı bilmiyorum. Ancak Amerika Birleşik Devletleri’nde 4.5 milyon insan bu hastalığa maruz kalıyor. Her üç vakadan ikisi otuz yaşın altında… Kırk yaşın üstünde oldukça az görülüyor.

Alopesi Areata daha çok gençlerde görülüyor. Tek bir yerde olabileceği gibi böyle çoklu da olabilir. Hem erkeklerde hem kadınlarda görülebilir. Aynı hastalık erkeklerde sakalı ve nadiren bıyığı da tutabilir. 

Stres veya başkaca bir nedenle savunma sistemimize ait T hücreleri dediğimiz bir kısım hücre saç köklerine saldırıyor ve onların artık saç telini beslemesine engel oluyor. Bu hücrelere niçin T hücresi dendiğini bilmem merak eder misiniz? Vakti zamanında kemik iliğinde üretildikten sonra eğitim amacıyla kalbimizin üstündeki timüs bezine geliyorlar. Burada eğitildikleri ve sonra görev aldıkları için bezin ilk harfi ile anılıyorlar; T hücreleri…

Saçkıran şikâyeti ile iyi bir hekime gittiğinizde size önereceği ilaçlar vardır; bunların başında kortizol gelir. Eğer hekim saçkıranın olduğu bölgeye iğne ile kortizol türevi bir ilaç yaparsa iyileşme daha çabuk olabilir. Daha sonra siz yine kortizol içeren krem ya da losyon sürebilirsiniz o bölgeye… Hastalık tekrar edebilir, başka yerde de ortaya çıkabilir. Saçınız yerine sakalınızda olursa sakalkıran olur ve altta yatan neden genellikle aynıdır.

Daha önceki bir yazıda barsak sağlığının çok önemli olduğunu gerek beyin gerekse karaciğer gibi metabolik organların sağlığı ile yakından ilişkili olduğunu ifade etmiştim. Barsak sağlığından murat ise temel olarak onun içinde yaşayan mikroorganizmaların sağlıklı olup olmadığıdır.

İnsan vücudunda bulunan hücre sayısının yaklaşık on katı kadar mikroorganizma bizim barsaklarımızda yaşar. Bunlar genellikle dost mikroorganizmalar. Bizim için kötülerle savaşıyor, vitamin sentezliyor ve kanseröz bazı maddelerin vücuda girmesine engel oluyorlar. Biz de onlara gıda takviyesinde bulunuyoruz. Ancak iyilerin yerini kötüler aldığında hastalıklar başgösteriyor. 

Eş anlamlı kullanılan iki kelime var; flora, miktobiyota. Kabaca şu demek; insan vücudunun belirli bir bölgesinde yaşayan, hastalık oluşturmadığı gibi insana yararlı olan mikroorganizma topluluğuna o bölgenin ‘flora’sı deniyor. Örneğin deri florası, barsak florası, ağız içi florası gibi. Bazen flora kelimesinin yerine mikrobiyota da kullanılıyor ki, belki daha sık duyuyorsunuzdur.

Ancak bu yazının amacı size mikrobiyotayı açıklamak değil. ‘Kafamız bozuk çünkü barsaklarımız bozuk’ isimli yazıda bu konuya değinmiştik. Şimdi bunu genişletiyoruz, kafamızın hem içi hem dışı bozuk çünkü barsaklarımız bozuk. Zira size öyle bir literatür özetleyeceğim ki, özetin özeti şu; adama b.ktan tedavi veriyorsun, saçı çıkıyor!

Bazı barsak hastalıkları doğrudan içinde yaşayan mikroorganizmaların natürü ile ilgili. Bu mikroorganizmalar çok antibiyotik kullanmaktan, lifsiz ve sağlıksız beslenmekten olduğu gibi başkaca nedenlerle de değişebiliyor ve iyi olanların yerini kötüler alabiliyor.

Böyle durumlar şeker, tansiyon, romatoid artrit gibi ilgisiz görünen hastalıklara zemin hazırlayabilirken bazen de doğrudan bir barsak hastalığı olarak çıkıyor karşımıza. İşte bunlardan bir tanesi kanlı ishal ve karın ağrısı ile ortaya çıkan bir barsak hastalığı; klostridyum denen bir grup mikroorganizma neden oluyor. Normalde bizim floramızda yoklar ve barsaklarımızda bulunmamaları gerekiyor.

Bu hastalığın tedavisinde kullanılan ve kullanımı her geçen gün artan bir tedavi var; ne biliyor musunuz? Barsakları sağlıklı birinden bir miktar dışkı alıyorsunuz, bu dışkıyı bir iki muameleden geçirip o hasta kişiye veriyorsunuz. Evet yanlış duymadınız! İşte bu nedenle ben akılda kalıcı olsun diye b.ktan tedavi diyorum.

FMT yani fekal mikrobiota transplantasyonunun temel basamakları. Hasta (sağdaki kız) kolit, Behçet ya da kanlı ishal gibi tedavisi zor bir hastalıktan mustariptir. Barsak florası tamamen bozulmuştur. Barsak florası sağlam (imkan varsa bir yakını) birinden bir miktar dışkı alınır, sulandırılır, katı maddelerden temizlenir ve hasta kıza kolonoskopi ile ekilir. 

Bu barsak hastalığına yakalanan bazı kişilerin saçı dökülüyor; altta yatan neden başka bir yazının konusu. Siz bu hastalara sağlıklı bir kişinin dışkısından biraz verince adamın barsakları da düzeliyor, saçları da!

Bahse konu makalede incelenen hastalardan bir tanesi. Bu hastanın barsaklarından şikayeti var aynı zamanda alopesi olmuş. Hastaya fekal transplantasyon yapılmış sadece. Saçı için birşey yapılmamış. Ancak barsaklar düzelince saç da düzelmiş…

Olmaz olmaz demeyin lütfen; ottan da tedavi olur b.ktan da!!!

https://www.ncbi.nlm.nih.gov

Bu yazıya bir yorum yap

Scroll Up
%d blogcu bunu beğendi: