Bizim memleket dokuz köyden oluşur. İyisi, kötüsü ile Asya ve Avrupa arasına sıkışmış bir coğrafyadır. Eskiden tütün, pamuk, fındık, narenciye ihraç eder, dışarıdan makine, otomobil, televizyon filan ithal ederdi.

Şimdi ortalık karıştı. Ne ürettiğimiz ve sattığımız belli ne de satın aldığımız… Dünya seksenli yıllardan sonra çok değişti. Memleketin tütününden daha iyi tütün, pamuğundan kaliteli pamuk üreten yerler çıktı. Biz bu hızlı gelişime ayak uyduramadık. Zamanla ürettiğinden çok tüketen, “Alman malına” hayranlık duyan, bir ürünün üzerinde “Made in USA” yazınca onu garantili kaliteli ürün algılayan garip bir topluma dönüştük.

Domatesimiz ilaçlı, tavuklarımız hormonluydu… Bu süre içerisinde kimse üzerinde “Made in Turkey” yazan ürünlere hayretle ve imrenerek bakmıyordu. Biz de zamanla taşeron olmaya karar verdik. Hammadde alıyor-üretiyor ve dünya markalarına ara ürün üretiyorduk. İtalyanlar fındığımızı yok pahasına alıp, içine azıcık kakao ve şeker katıp on katına bize satıyordu. Borumuz vardı, soba borusu değil. Bildiğiniz bor madeni… Kimse bizi tutamazdı… Acayip paralar ediyordu, trilyon dolarlarımız olacaktı. Uzay teknolojisinde kullanılıyordu filan. Bir bu bordan “Etimatik” diye acayip bir deterjan ürettik, çünkü bor çok kıymetliydi. Ancak kimse yüzüne bakmadı… İnternette 5 kilosu 18 liraya satılıyor. Pek rağbet yok… Oysa ismini veremeyeceğim çok değerli bir meslektaşım bor ile harika bir tıbbi malzeme projesi yapmıştı. Devletin güzide bir kurumu bunun saçma bir proje olduğuna karar verdi, zira bor çok kıymetliydi, böyle bir projede heba edilemezdi…

Bu İtalyan bilim insanlarının bulduğu formül… Medyamızda büyük yankı uyandırmıştır…

Tıp dünyasında da durumuz çok farklı değildi. Avrupa ve Amerika’dan kaliteli, Uzakdoğudan vasat ilaç/medikal malzeme alıp bunları meslektaşlarımız hastaları ile buluşturuyordu. En iyi MR cihazlarını Siemens, Toshiba filan gibi firmalar üretse de en iyi ve en çok ve en harika ve en etkileyici MR’ları biz çekiyorduk.

Ağrı kesicinin kralını biliyor, antibiyotiği çok dikkatli kullanıyor, antidepresanları Çorum leblebisi yapıyor, her yıl 10 milyona yakın hastamızı ameliyat ediyorduk. Ederken en kaliteli Alman portegülerini kullanıyor, prolenin Çin malı olmamasına dikkat ediyorduk…

İspanyol araştırmacılar hamon yiyip, siesta yaparken değil, kansere çare ararken saç ilacını tesadüfen bulmuşlardır… Türk tüketici bu sonuçtan çok memnundur…

Derken bir tıp profesörü dedi ki “saç dökülmesi problemine karşı … yıldır çalıştım ve ürünün prototipini öncelikle hekim arkadaşlarım olmak üzere birçok eş, dost ve bize güvenen arkadaşımızda denedik. Sonuçlarımız, yan etki profilimiz standartların çok üzerinde. Ürünü TÜBİTAK ile (Gebze-MAM) geliştirmeye devam ediyoruz. Sağlık Bakanlığı bildirimimizi yaptık. Ürünün içerisinde Türk, Avrupa Birliği ve ABD kozmetik mevzuatına aykırı herhangi bir madde yok. Libidoyu etkileyen aktif yok. FDA onaylı minoxidilin saçlı deride yaptığı pullanma, kaşıntı vs. gibi yan etkileri yok. Vücutta kıllanma yapması söz konusu değil. Allerjik potansiyeli son derece düşük. Hatta beyaz saçlar ikinci turda kendi renginde çıkıyor filan… Kullanımı şöyle, şöyle, sonuçları da böyle… Bu sonuçların büyük kısmı bizim dışımızda hekim arkadaşların kendilerinin ve hastalarının sonuçları…”

Bu kardeşimiz bir sprey ve üç günlük uygulama ile sorunu pazara kadar değil mezara kadar çözmektedir. 

Bayağı konuştuk, çenemiz düştü… Çünkü heyecanlandık… Bize inanan hekim arkadaşlarımız ile bir yola çıktık. Marka tescili, ABD’den patent gibi uzun ve meşakkatli yolları geçtik, geçiyoruz…

Bunları gazete, para ile çıkılan, soruları ve ücretini baştan verdiğiniz televizyon programları, soytarılığa varan sosyal medya hesapları üzerinden değil, doğrudan hekim arkadaş, kardeş ve büyüklerimizle paylaşalım istedik. Halka anlatacak mekanizmamız, fazlaca söyleyecek sözümüz yoktu. Arzu ettik ki, meslektaşlarımızla ürüne ait her tür soruyu, eleştiriyi, öneriyi paylaşalım, yazışalım, yardımlaşalım istedik. Buradan iyi bir ürün çıksın, pozitif ve bilimsel bir hava olsun…

Ha bu arada biz ürün satacak, zengin olacakmışız. Olsun efendim, ne var ki bunda? Hasta memnuniyeti %100’e yakın, yan etki profili son derece düşük, mevzuata uygun, Sağlık Bakanlığı ile herhangi bir sorunu olmayan, kullanan hekimlerin ve hastaların memnun oldukları bir ürün ile oluyor ne oluyorsa…

Ömrünü laboratuvarda geçirmiş akademisyen bir meslektaşımız hadiseye son derece bilimsel bir nokta koymuştur…

Saç ekimi yapan, ekmeğini buradan kazanan meslektaşlarımızın postop kullanabilecekleri en iyi ürünlerden bir tanesi olması da cabası… Kimsenin ekmeği ile oynamamız söz konusu değil. PRP, mezoterapi yapan, destek ürünler kullanan meslektaşlarımızın hastalarına sundukları tedavi kalitesini ciddi şekilde artıran bir ürün aynı zamanda…

Arkasında on beş yıldan fazla laboratuvar ve ar-ge birikimi olan, uluslararası saygın dergilerde 200’e yakın çalışması, tebliği yayımlanmış bir tıp doktoru ve bu kişiye güvenmiş, sonuçları görmüş hepsi tıp doktoru olmak üzere, uzman, doçent ve profesörler meslektaşlarımızla ürünün ve sonuçlarının heyecanını paylaşmak istemişiz… Hepsi bu kadar…

Çocuğunuzun sünnet derisini sakın atmayın; miras diye verirsiniz. Belki başkalarına satar sünneti beleşe bile getirirsiniz… 

Bilim hikâye bu memlekette, en iyi ürünler üzerinde “Made in Germany” yazan, ötekisi “Amarikan malı” berikisini İsveçli bilim adamları sittin sene çalışıp bulmuş ulan… Latin Amerika’nın balta girmemiş Amazon bölgesinde yetişen ‘ormicum perforatum atruc formitta’ yosunsu bitkisinin sadece mayıs ayında toplanan çiçekleri de saça çok iyi geliyormuş… Hatta İtalyan ve Fransız bilim adamlarının rüyasına Papa girmiş ve saç ürününün formülünü söylemiş… Hiç olmadı, dedemin ninesi zeytinyağının içine sarımsak ezip bir de ardıç tohumu koyarmış. Ne saçı dökülürmüş ne de ağarırmış…

 

Bizim yaptığımız ne ki, alavere dalavere, kim ala da kim vere… Köşeleri dönmece yani…

Bu memleket dokuz köydür, doğruyu söylemeden önce dikkatli olmalısınız…

Reklam kokan hareketler bunlar işte…

 

4 Comments

  1. Çalışmalarınızdan dolayı sizleri nacizane tebrik etmek istedim.Serzenişinizde çok haklısınız.Maalesef emek ve bilim ikinci plana atılıyor.
    İki gündür web sayfanızı inceliyorum ve yıllardır bildiklerimin ne kadar eksik ve yüzeysel olduklarını görüyorum. Son dönemde dermaroller ve mitokondriye enerji veren antioksidanın birlikte kullanımını tesadüf denemiştim. Sizden de bunu okuyunca çok şaşırdım. Çok teşekkür ediyorum.Çalışmalarınızda ve hayatınızda başarılar dilerim.

    1. Sayın Demir,

      Güzel sözleriniz ve temennileriniz için çok teşekkür ederim. Bilim biraz öğrenmek biraz paylaşmaktır. Selamlar ve sizlere de sağlık, başarı dileklerimle…

    1. Sevgili kardeşim Aziz, cok tesekkur ederim. En ufak bir katki dahi bizi her zaman mutlu eder. Sizler gibi isini iyi hatta cok iyi yapan emekçilerle her zaman beraber yol alacagiz. Selamlarimla.

Bu yazıya bir yorum yap

Scroll Up
%d blogcu bunu beğendi: